Kaymaz Beldesi Forum Sitesi
Merhabalar... Hoş Geldiniz...
Üyemiz iseniz lütfen giriş yapınız...
Henüz üye olmadıysanız çok kısa zaman ayırarak üye olabilirsiniz ...

Forumumuzda iyi Vakit geçirmeniz dileğiyle...

--- Kaymaz Beldesi Forumu ---

TARİHTE SİVRİHİSAR

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

default TARİHTE SİVRİHİSAR

Mesaj tarafından kaymazbeldesi Bir Çarş. Ekim 25 2006, 06:48

TARİHTE SİVRİHİSAR


Genel Bilgiler


Sivrihisar İç Anadolu Bölgesi’nin Yukarı Sakarya bölümünde Ankara’nın

153 km. güneybatısında, Eskişehir’in 97 km. güneydoğusunda bulunan Eskişehir iline bağlı bir ilçedir.1

Güneş dağına ait bir tepenin eteğinde kurulmuş olan ilçenin rakımı 1080 m. olup 4043 kilometrekare yüzölçümüne sahiptir.2

Merkez bucağı dışında 1 bucak ve 63 köyden oluşan ilçenin nüfusu 37.000’i aşmaktadır. Tahıl ve şekerpancarı üretilen ilçenin en önemli geçim kaynakları tarım ve hayvancılıktır. Demir, manganez ve mermer yatakları bulunmaktadır.3

Mihalıççık, Emirdağ, Mahmudiye ve Polatlı ilçeleriyle çevrelenmiş olup Eskişehir ile Afyon’dan Ankara’ya ulaşan yolların kesiştiği yerde kurulmuştur.4


Antik Çağlarda
Arkeolojik kazılardan ve tarihi kaynaklardan anlaşıldığı kadarıyla bu yerleşim

yerinin geçmişi Hititlere dayanmaktadır. Kentin bu dönemdeki adı Sallopa idi. Daha sonraları Palia ve Spalia adlarıyla da anılmıştır.5

Lidya’nın başkenti Sandes’ten başlayıp Susa’ya kadar devam eden ünlü Kral Yolu’nun üzerinde bulunduğu için kent önemli bir merkez haline gelmiştir.6

Sivrihisar ilçesinin 16 km. güneyinde vadi üzerinde bir Frig şehri olan Pessinus kurulmuştur. Antik şehrin üzerinde Ballıhisar köyü yerleşmesi vardır.

Ana tanrıça Kybele’nin kült merkezidir. Frig kaynaklarına göre kuruluşu Kral Midas’a inmektedir. Ancak tanrıça Kybele Anadolu’nun en eski tanrıçası olduğundan Frig öncesinde de Pessinus’un varlığı söz konusudur. Frig çağında Kybele”ye ithafen bir mabet yaptırılmıştır. Helenistik çağda mabet onarılmış, meclis binası, çarşı, yollar, tiyatro, kanallar kurulmuştur.7

Bergama’nın geçici egemenliği döneminde Galatlar’ın istilasına uğrayan kent, asıl ününe Roma’nın Bergama’ya yakınlaşma girişimleri sırasında kavuştu. MÖ. 204 tarihinde Roma senatosu Pessinus’ta bulunan Bergama kralı I. Attalos’a elçi göndererek Selökid tehdidine karşı birleşme önerdi. Kent MÖ. 25 tarihinde Roma egemenliğine geçmiştir. Roma’nın Galatya eyaleti iç sınırlarına dahil edilen Pessinus bu dönemde çok büyük bir gelişme kaydetmiş hatta kendi adına para basma imtiyazına da sahip olmuştur.8

Ana tanrıça Kybele’nin tapınak kenti olarak dönemin en büyük ve önemli kutsal merkezlerinden olan Pessinus Romalılar döneminde de kutsallığını ve önemini korumuştur. MÖ. 25 Augustus döneminden VI yy’a kadar şehir “Abrustula” adıyla anılmıştır.9

Pessinus’u ilk kez XIX. yy’da Charles Texier adlı bir araştırmacı incelemiş, 1967’de Belçikalı Pierre Lambrecths’in başkanlığında yapılan kazılarda da Kybele’nin tapınağı, tiyatro, stadyum, su kanalları ve nekropoller ortaya çıkartılmıştır.10


Ortaçağlarda
Roma çağında oldukça hızlı gelişme gösteren Abrustula Bizans çağında

Justinianopolis adını alarak büyük bir yerleşim yeri haline gelmiştir.11

Diocletianus’dan sonra IV. Yüzyılda Galatya iki eyalete ayrılmıştır. Başkenti Ankyra olmak üzere Galatya, Prima ve başkenti Pessinus olan Galatya Secunda.

Tarihçiler başkent olarak Ankyra’nın yükselmesiyle Pessinus’un yavaş yavaş sönmeye yüz tuttuğunu söylemektedirler. İmparator Büyük Konstantin yeni eyalet ayrımlarını yaparken Pessinus’u “Galatya Salutaris” in metropolü yapmıştır. Buna rağmen Pessinus’ta zayıf da olsa eski tapınımlar devam etmektedir.

MS. 361-362 yılları arasında imparator olan ve bazı tarihçilerce “Julian L’apostata” yani “Dönme Julian” adıyla anılan İulianus Ana Tanrıça’ya büyük bir saygı duymaktadır. İulianus’un Pessinus’da Ana Tanrıça tapınımını canlandırmak için gösterdiği çaba geçici olmuş ve yakınında bulunan ve Bizans döneminde gittikçe önem kazanan Palia kalesi, daha sonra İmparator Justinianus’un yeniden kurması ile verdiği adla “Justinianopolis” (bugünkü Sivrihisar) yükselkdikçe Pessinus çökmeye yüz tutmuş fakat araştırmacılara göre hiçbir zaman bomboş kalmamıştır.12

Justinian (527-565) Justinianopolis’i kurarken Pessinus’un olduğu yere değil, Hititlerin Palia veya Spalia adını verdikleri yere kurmuştur. Justinian bu devirde Eskişehir’e de önem vererek burasının da onarılmasını sağlamıştır.13

Justinianopolis kurulurken Sivrihisar’ın 16 km. güneydoğusundaki Pessinus kentindeki mabet, tiyatro ve yapıların mermerleri taş ocağı şeklinde kullanılmıştır. Hatta yaptırılan kalede dahi antik kentin taşları kullanılmıştır.14

Bizans döneminde Sivrihisar’dan başka yerleşim birimlerinin de gelişip nüfuslandığı anlaşılmaktadır. Buna rağmen Justinianopolis, bölgenin ekonomik merkezi olduğu gibi Bizans’ın askeri yolundaki istihkam silsilesinin de bir unsuru olmuştur.15

Arap akınları sırasında Abbasilerden Mutasım zamanında Amorion (Emirdağ) akınlara maruz kalmış ve bunun sonucunda da buradaki halk korunma ihtiyacı hissetmiştir. Bu halkın Justinianopolis’e gelip sığındığı da kaynaklarda geçmektedir.16


Türk Dönemi
XI. yy sonlarına doğru kesin olarak ele geçen kente ilk olarak yerleşenler Oğuz

Türkmen boylarıdır. Tuğrul Bey Anadolu’nun birçok yerini fethettikten sonra buraların yerli halk tarafından tekrar alındığını görünce Anadolu Türk istikrarını nasıl temin edeceği konusunda kurultayda müşavere etmiştir. Kurultayın verdiği karar gereğince ordunun arkasında 300.000 Türkmen ailesiyle fethedilen yerlerden yerli halkı tamamıyla çıkarmış ve buralara Türkmenler yerleştirilerek Anadolu’da Türk istikrarı temin edilmiştir. Sivrihisar ve ötesi uç idi. 17

Türkmen akınları bu yörede izlerini bırakmıştır. Sivrihisar’a yerleşen Türkmenler yerleştikleri yerlere kendi boylarının adlarını vermişlerdir. Sivrihisar’a bağlı Karkın, Kınık, İğdir, Alaçat, İğdecik (İğdeli, İğdeönü), İmralı (İmir), Yölemir, Beydili, Yazır, Böğdöz köyleri adlarından da anlaşılacağı gibi Oğuz boyları yerleşmelerinin bir kanıtıdır.18

Özellikle II. Kılıç Arslan (1155-1192) döneminde Bizans sınırında hızla gelişen Türkmen yerleşmesi sırasında Türk nüfusunda artış görülmüş ve yerleşim birimlerinde ibadethaneler yaptırılmıştır. Örneğin, Sivrihisar Gecek Köyü’ndeki caminin bu döneme ait olduğu düşünülmektedir. Selçuklular döneminde Sultanönü sancağının önemi göz önüne alındığında yol kavşağında bulunan Sivrihisar’ın önemli bir kasaba olduğu açıkça görülmektedir. Ayrıca Selçuklulardan kaldığı anlaşılan mülk kayıtları ve ahi zaviyeleri de XIII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren bölgenin öneminin arttığının kanıtıdır. XIII. yüzyılın ikinci yarısında sultanlar iç çatışmalarda taraftar kazanmak ya da taraftarlarının desteğini kaybetmemek için devlet topraklarını bazı kimselere özel mülk olarak dağıtıyorlardı. Bu konuda Rükneddin Kılıçarslan hepsinden cömert davranmıştır.19

XIII. yüzyılın ikinci yarısında devlet hazinesine gelir sağlama yollarından birisi olan toprakların satılması yöntemini II. Keykavus sık sık uygulamıştır. II. Keykavus Sivrihisar’a bağlı olan bir köyü kendisine hizmetlerde bulunmuş olan emirlerinden birisine satmıştır.20

Moğol istilası sırasında 1261’de Sultan İzzettin’in kumandanı Yav-taş’ın Sivrihisar’da Moğollara karşı asker topladığını fakat başarılı olamayarak yenildiğini kaynaklarda görmekteyiz. Moğol Hanı Argun Sivrihisar’ı Keyhüsrev’in annesi Valide Sultan’a vermiştir. Moğol yönetimi sırasında Sivrihisar’da eşkiyaların çoğaldığını ve pek çok yağma-soygun faaliyetlerinde bulunduklarını görmekteyiz.21

Anadolu Selçuklu Devleti’nin yıkılması üzerine kurulan Karamanoğlu Beyliği, Bahadır Han’ın ölümünden sonra İran-Moğol İlhanlılarının fiilen parçalanmış olması üzerine Sivrihisar’ı kendi sınırlarına dahil etti. Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarındaki olaylar da Sivrihisar’ın hep Karamonoğlu mülkü sayılmasını sağlamıştır.22




Osmanlı Dönemi
Selçukluların dağılmasından sonra Karamanoğullarının elinde bulunan kent daha

sonra Osmanlıların eline geçmiştir. Osmanlı Devleti ile Selçukluların mirasçısı olduğunu iddia eden Karamanoğulları Anadolu iktidarı için sık sık çarpışıyordu. Bu nedenle de sınırda bulunan Sivrihisar sık sık el değiştiriyordu.23

Süleyman Paşa 1354’te Ankara’yı aldığı zaman Sivrihisar’ı da Osmanlı topraklarına katmıştır. Orhan Bey’in (1326-1362) ölümü üzerine Ankara’da büyük etkinliği bulunan Ahiler, Karamanoğullarından aldıkları destekle Osmanlı Beyliği’nden ayrıldılar. I. Murat (1362-1389) tahta geçer geçmez bu sorunu çözümlemek üzere Ankara üzerine yürüdü. Karşı koyamayacaklarını anlayan Ahiler Ankara’yı teslim ettiler. Sivrihisar nahiyesine ait vakıf defterlerinde çok sayıda Ahi adının geçmesi onların burada güçlü olduklarını göstermektedir.24

Yıldırım Bayezid ile Kadı Burhanettin arasında yapılan Çorum ovasındaki bir savaşta Burhanettin galip gelip müttefikleri olan Moğollar Kadı Burhanettin’in emri ile İskilip, Ankara ve Sivrihisar bölgelerini yağma etmek istemişlerdir. Sivrihisar halkı kaleye sığınarak bu tehlikeden korunmuşlardır.25

Sivrihisar 1402’de Yıldırım ile Timur arasında yapılan Ankara savaşının sonucunda tekrar Karamanoğullarının eline geçmiştir. Savaş sonrasında Timur Anadolu beylerine söz verdiği gibi eski topraklarını geri vermiş bu arada da Karamanoğullarına Beypazarı, Akşehir ve Sivrihisar’ı vermişti.

Sivrihisar halkı Karamanoğlu topraklarına dahil edildikten sonra yeni durumdan memnun olmayarak Yıldırım Bayezıd’ın oğlu emir Süleyman’a baş vurarak kaleyi teslim edeceklerini haber vermişlerdir. Bunun üzerine emir Süleyman harekete geçip o tarafa gitmişse de kale teslim olmamıştır.

I. Mehmed (Çelebi Mehmed) tahta çıktığında Sivrihisar hala Karamanoğlu topraklarına dahil idi. Kendilerini Konya Sultanı II. Alaeddin’in (1246-1254) varisi ilan eden Karamanoğulları şehri terk etmek niyetinde değillerdi. Hatta Çelebi Mehmet’in kardeşleri ile olan mücadelesini fırsat bilerek Bursa’ya akınlarda bulunmuşlar ve bu akınlar için de Sivrihisar’ı bir üs olarak kullanmışlardı. 1415 tarihinde Konya’ya yönelen Çelebi Mehmed Karamanoğlu Mehmed Bey’i yenerek esir aldı. Yapılan anlaşma gereğince Karaman Beyliği Akşehir ve Seydişehir’in yanısıra Kırşehir, Niğde, Sivrihisar gibi doğu ve kuzey taraflarında bulunan önemli kentleri de terke mecbur oldu.26

I. Mehmed’in bu zaferiyle artık Sivrihisar kesin olarak Osmanlı topraklarına katılmıştır.27

XVII. asırda Anadolu eyaletinin Hüdavendigar sancağına bağlı bir kaza konumundaki Sivrihisar XIX. asrın sonlarına doğru Ankara vilayetinin merkez sancağına bağlanmış Osmanlı Devleti’nin son yıllarında Eskişehir sancak haline getirildiği zaman bu sefer Ankara’dan ayrılarak buraya bağlanmıştır. Cumhuriyet döneminde de Eskişehir vilayetinde kalmıştır.28

17 Temmuz 1921’de Yunan işgaline maruz kalan ilçe 20 Eylül 1922 tarihinde işgalden kurtarılmıştır.

:.:byraklar:.: :.:byraklar:.: :.:byraklar:.: :.:byraklar:.: :.:byraklar:.:


BERKHAN AKALIN
avatar
kaymazbeldesi
SİTE ADMİN
 SİTE ADMİN

Erkek
Mesaj Sayısı : 856
Yaş : 27
Bulunduğu Yer : Eskişehir
Ad Soyad : Berkhan AKALIN
Aldığı Puan : 18
Kayıt tarihi : 28/08/06

Kullanıcı profilini gör http://www.kaymazbeldesi.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: TARİHTE SİVRİHİSAR

Mesaj tarafından kaymazbeldesi Bir Cuma Ekim 27 2006, 21:13

I.BÖLÜM


SİVRİHİSAR’DA DİNSEL OLUŞUMLAR


Antik Oluşumlar
Sivrihisar’ın 16 km. güneydoğusunda Ballihisar Köyü’nde bir Frig yerleşmesi

olan Pessinus antik kenti bulunmaktadır. Ana Tanrıça Kybele’nin tapınak kenti olarak dönemin en büyük ve önemli kutsal merkezlerindendir.29

Ana Tanrıça Kybele’nin kült merkezi olan Pessinus kentinin kuruluşu Frig kaynaklarına göre Kral Midas dönemine kadar inmektedir. Ama Kybele Anadolu’nun en eski tanrıçası olduğundan bu kült merkezinin tarihi Frig öncesine de inmektedir.30

Anadolu ve Ege kültür merkezlerine yakınlığı bu yöreyi kültürlerin birbirine kaynaştığı bir pota haline getirmiştir. Zaman zaman bu kültürlerin öğeleri gelişip güçlenerek hem yöreye özgü bir nitelik kazanmış, hem de yöreyi kendi başına bir kültür merkezi haline getirmiştir. Asıl kaynağı Doğu Anadolu olan Frigler döneminde Pessinus’ta güçlenerek Yunan ve Roma kültürüne giren Kybele olgusu buna örnektir. Frig mermer işçiliği ve anıtların yüzünde kullandıkları geometrik süslemeler Yunan ve Romalı sanatçılara esin kaynağı olmuştur. Ama asıl aldıkları Frig öğesi Kybele kültürüdür.

Friglerin, adına tapınaklar kurup karmaşık törenler geliştirdikleri Tanrıça Kybele Frig kültürüne sonradan katılmıştır. Anadolu’da yaşamış toplulukların hemen hepsinin panteonunda değişik adlar altında Kybele’ye rastlanmaktadır.31

Ana Tanrıça’ya, Mater Dindymene, Agdistis, Magna Mater adları verildiği gibi Huri’ler Hepat, Hititler Kubaba adını da kullanmışlardır.32

“Tanrıların Anası” Kübele (Kybele)’nin adının Fransızca yazımı Cybele olup Türkçe okunuşu Sibel’dir.33

Mezopotamya kaynaklarında adına pek rastlanmaması ve Canhasan, Hacılar, Beycesultan gibi prehistorik yerleşim merkezlerinde Tanrıça’nın özelliklerine uygun idollerin bulunması Kybele’nin Anadolu kökenli olduğunun göstergesidir.

Ana Tanrıça kültü tarih boyu türlü değişikliklere uğrayarak yaşamış ve Goç Hitit döneminde önem kazanmıştır.

Frigler güneş tanrıları Sebaios ile Frigya Dionysos’unu Kybele’de bütünleştirmişler ve Ana Tanrıça kültünü dinlerinin merkezi durumuna getirmişlerdir. Pessinus kenti de bu kültün merkezi olmuştur.34

Pessinus kenti Bergama krallığı döneminde rahipler tarafından yönetilen bir prenslik olarak katılmıştır.35

Galatlar önemli geliri olan Ana Tanrıça tapınağına bir süre uzak kalmışlarsa da daha sonraları buralarda rahiplik görevine gelmişlerdir. Tapınakta beş Frig ve beş Galatlı rahip ile bir baş rahip hüküm sürmekteydi.36

Ana Tanrıça Tapınağının baş rahibi archigalle (arşigal) adını almaktaydı. Rahiplerin bir bölümü siyasal gücü elinde bulunduran soylulardan oluşmaktaydı. Bir bölümü de Tanrıça uğruna hadım olan Gall adı verilen kişilerdi.37

Bu rahipler her yıl 22 Martta Tanrıça adına ayinler düzenlerlerdi. Bu ayinlerin kökeninde bulunan efsane şöyledir:

Ana Tanrıça, Pessinus yakınlarında koyunlarını otlatan Ates ve Attis adındaki delikanlıya aşık olur. Attis tanrıça uğruna bir çam ağacının dibinde kaya üzerinde erkekliğini kurban eder. Ve bunun sonucunda ölür. Ancak ilkbaharda Kybele’nin gözyaşlarıyla tekrar dirilir.

İşte 22 Mart gündönümünde Gall adı verilen rahiplerin yaptıkları ayinler Attis’in dirilişini yaşatmak içindir.38

Bu ayin şöyle gerçekleşmektedir:

İlkbahar gündönümünde Tanrıça’nın aşkına hadım olanlar (Galler) rahiplerin yönetimi altında Attis’in dibinde erkekliğini kurban ettiği çam ağacını tapınağa götürüyorlardı. Galler ve sırdaşları saçları dağınık, kadın gibi giyinik ve kadın davranışları içinde, yas işareti olarak göğüslerine vurarak çam kozalaklarıyla kan çıkıncaya kadar vücutlarını yaralıyorlardı. Uyumadan arka arkaya üç gün üç gece hazin bir cenaze töreni yapılıyordu.39

Aynı zamanda Frigyalı çalgıcılar heyecanlı havalar çalıyorlardı. Galler sunağın etrafında gezegenler gibi döne döne raksederler, gitgide hızlanarak birdenbire sıçrarlardı. Ulur gibi bağırırlar, yakarırlar, bilicilik yaparlardı. Gallerin başı olan Archigalle kolunu ve omuzlarını taş bıçakla keser, açık kemikleriyle süslü kırbacıyla vücudunu yırtar, kan damlalarını çam ağacının üzerine serperdi. Çalgıcılar iyice coşar, Galler ve halk iyice kendilerini paralardı.

Bazen coşkunun en yüksek noktasına gelmiş bir adam birden ortaya atılır, taş bıçağı ileni alır, sunağın üstünde erkekliğini kurban ederdi. Böylece Gall olur Ana ile birleşirdi. O zaman özgürlüğünün simgesi olan Frigya başlığını giyebilirdi. Bundan sonra o adama “anomis” kusursuz, ermiş derlerdi.

25 Martta Attis’in mezarda geçirdiği son geceden sonra birdenbire büyük rahip ışıkları yaktırırdı. Attis yeniden dirilmiştir. İşte çocukların ve beyaz giysiler giymiş genç kızların karşıladığı tanrısal çift. Sevinç son haddine varmıştır. Artık yas giysileri yasaktır. Herkes kendine aklına estiği gibi bir kişilik yaratır. Hatta kendisine hayvan maskeleri takanlar ve buna göre davrananlar kalabalık içinde kaynaşırlar. Yılda bir kez en kötü kompleksler ortaya çıkarılır. Bu aynı zamanda şeytanları kaçıran bir büyü, kardeşçe bir kıvanç içinde tümüyle “Kosmos” a katılmaktadır.40

Bugün tam Vatikan’ın bulunduğu yerde bir Phygianum bulunmaktaydı. Ve orada sırtına görkemli urbalar giymiş bir baş rahip bir kutsal hafta boyunca Kybele ve Attis onuruna ayinler kutluyordu.41

Galatlar Pessinus’ta tanıdıkları Kybele’yi benimsemişlerdi. Çünkü Kybele kültü Galatları kendine bağlayacak nitelikleri taşıyordu. Kybele Galatların doğaya ve hayvanlara olan sevgisine de uyuyordu. Galatlar Kybele kültünü sadece benimsemekle kalmamış ve içlerinden bir çok Attis de çıkmıştır.42

Aynı çağlarda Kybele kültü Roma’nın da ilgisini çekmiş ve onları da derinden etkilemiştir. MÖ. 205 yılında ünlü kumandan Scipio’nun tavsiyesi üzerine Roma senatosu Pun (Pön) savaşlarında kesin galibiyete ulaşmak için ne yapılacağını öğrenmek amacıyla meşhur Sibil kehanet kitaplarına başvurur. Kehanete göre düşmanı (Hanibal) Roma topraklarından atmak için Pessinus’tan Ana Tanrıça’yı Roma’ya getirmek gerekmektedir. Bunun üzerine Roma senatosu Bergama kralı Attalos’a elçiler yollar. Ve Ana Tanrıça yanında rahiplerle beraber Roma’ya getirilir. Gökten geldiğine inanılan siyah bir taş üzerine yapılmış olan tanrıça heykeli, diğer bir adıyla “siyah hanımımız” Roma’da Palatinus tepesine yerleştirilir. On iki yıl sonra da burada kendisi için bir tapınak kurulur. Roma’da her yıl Frigyalı bir erkek bir kadın rahip tanrıçayı kentte gezdirir ve sadaka toplarlar.

Pessinus Bergama krallığı döneminde en parlak dönemini yaşamış ve Bergama Kralları sadece Pessinus rahiplerini desteklemekle kalmamış, aynı zamanda Frigyalılardan beri Ana Tanrıça tapınımını sürdüren eski Pessinus tapınağının yerine Grek stilinde bir mermer tapınak yaptırmışlar ve portiklerle süslemişlerdir. Bu tapınak burada her yıl dini bayramlar sırasında kurulan panayıra da büyük bir canlılık getirmiştir.43

Ana Tanrıça Roma’ya taşınınca kült merkezi yavaş yavaş sönmeye yüz tutmuştur. Buna rağmen Anadolu’da yerli tanrıça Kybele’ye olan ibadet devam etti. Ana Tanrıça için tahtlar, sunaklar yapıldı. Günün erken saatlerinde buralarda Tanrıça için törenler düzenlendi. Roma yolculuğundan sonra Tanrıça Kybele’nin ünü imparatorluk sınırlarına yayıldı. Ayrıca Roma Ana Tanrıça Kybele’yi topraklarında bulundurduğu için Anadolu halklarının üstünde manevi bir ağırlık oluşturdu.

Hıristiyanlığın ortaya çıkışından sonra bu yeni dini yaymak için Anadolu’yu dolaşan Saint Paul’un tüm çabalarına rağmen Kybele kültü Pessinus merkez olmak üzere Eskişehir ve çevresinde gücünü korumuştur. Hıristiyanlık dinini benimseyenler de Ana Tanrıça geleneğinden kurtulamamış, her iki inancın da izini taşıyan mezhepler ortaya çıkmıştır. Bunlardan Hıristiyan olan eski bir Gall rahibi Montan adlı kişinin kurduğu mezhep II. yüzyılın çeyreğinde Pessinus ve çevresinde yaygınlaşmıştır. IV. yüzyılda Hıristiyanlık anlayışı bölgeye kesin olarak yerleşince Kybele tapınımı yasaklanmış ve Pessinus’taki tapınak yıkılmıştır.44

İmparator İulianus’un Pessinus’ta Ana Tanrıça tapınımını canlandırmak için verdiği uğraş geçici olmuş kentin yakınında bulunan Palia kalesi daha sonra İmparator Justinianus’un yeniden kurması ile verdiği adla Justinianopolis (bugünkü Sivrihisar) yükseldikçe Pessinus çökmeye ve sönmeye yüz tutmuştur.45

Böylece geçmişi yüzyıllar öncesine dayanan antik kent Pessinus’un Ana Tanrıça tapınımı sona ermiştir. Bizans döneminde ise Pessinus’taki bu Kybele tapınağı tamamen önemini yitirmiştir.46
avatar
kaymazbeldesi
SİTE ADMİN
 SİTE ADMİN

Erkek
Mesaj Sayısı : 856
Yaş : 27
Bulunduğu Yer : Eskişehir
Ad Soyad : Berkhan AKALIN
Aldığı Puan : 18
Kayıt tarihi : 28/08/06

Kullanıcı profilini gör http://www.kaymazbeldesi.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: TARİHTE SİVRİHİSAR

Mesaj tarafından kaymazbeldesi Bir Cuma Ekim 27 2006, 21:16

Hristiyanlık Oluşumları
MÖ. 25 yılında Roma egemenliğine giren Pessinus kenti Galatia eyaleti iç

sınırlarına alındı. Sonraları Palia ve Abrustula adlarıyla da anılmıştır.47

Hristiyanlığın ortaya çıkışından sonra bu dini yaymak amacıyla Anadolu’yu dolaşan havari Saint Paul yörede çalışmalarda bulunmuştur. Ancak burada oldukça güçlü olan Ana Tanrıça inanışına karşı bir Hıristiyanlık üstünlüğü kuramamıştır. Az miktarda Hrıstiyanlığı benimseyenler vardı. Bunlar da Kybele geleneğinden kurtulamamışlardı. Böylece ortaya her iki inanışın da izlerini taşıyan mezhepler çıkmıştır. Bunlardan Montan adlı eski bir Gall’in kurmuş olduğu ve kurucusunun adıyla anılan Montan mezhebi Abrustula yöresinde II. yüzyılın ikinci yarısına kadar etkisini göstermiş ve yayılmıştır.48

Ve IV. yüzyılda Büyük Konstantin ile Hristiyanlık artık devletin resmi dini olmuştur. Bu dönemden itibaren Hristiyanlığın bölgedeki yayılımı da hız göstermiştir. MS. 361-363 yılları arasında imparator olan Julianus (Julian L’apostata : Dönme Julian) Ana Tanrıça’ya duyduğu saygı nedeniyle buradaki tapınımı canlandırmaya çalışmışsa da onun bu uğraşı geçici olmuş ve yakınlarda bulunan Bizans döneminde iyice önem kazana Palio kalesinin parlamasıyla bölgedeki Hristiyanlık anlayışı yda parlamaya başlamış ve Ana Tanrıça tapınımı zayıf düşmüştür.49

Bölgenin asıl Hıristiyanlaştırılması ise VI. yüzyılda imparator Justinianus döneminde olmuştur.

İmparator Justinianus kudretinin tanrının inayetinden geldiğine inanan Hristiyan bir hükümdardı.50

Justinianus bir Roma hayranı olmakla beraber devletin yayılışını Hristiyanlık ile sıkı sıkıya bağlıyordu.51

Katolik ruhban sınıfının etkisiyle benimsenen bağnaz bir din siyaseti izleyen Justinianus kendisine göre sapkın olduğunu kabul ettiği inançları kiliseye teslim etmeyi amaçlıyordu.52

Justinianus bu amacını gerçekleştirmek için insanları kaygısızca ölüme atmaktan çekinmeyen acımasız ve yenilikçi bir imparatordu.53

Roma imparatorluğunu yeniden ihya etmek ve imparatorluk içinde tek kanun ve tek kilise formülünü amaçlayan Justinian, kilisenin hükümetin elinde büyük bir silah teşkil edebileceğini anladığından bu kurumu türlü vasıtalarla tahakkümü altına almaya çalışmıştır.54

İmparatorun tanrının lütfuna doğrudan ulaşmış “Tanrının kutsanmış kulu” olduğu kuramı da Justinianus döneminde doğmuştur.55

Justinianus Yahudiler, rafiziler ve putperestlerle (Kybele tapınımı da putperestlik içindeydi) mücadeleye girişmiştir. Diğer taraftan da yeni kilise ve manastırlar inşa ettirip buralara özel imtiyazlar vermek suretiyle ruhaniyeti himaye etmeye ve kiliseye lütufkar bir tavır takınmaya çalışıyordu.56

Justinianus işte bu Hristiyanlık politikası doğrultusunda Abrustula’yı yeniden inşa ettirmiş ve buraya kendi adını vermiştir. Artık kentin adı Justinianopolis olmuştur. Bu tarihten itibaren büyük bir yerleşim yeri haline gelen kente Justinian önem vermiş ve burasını bir Hristiyanlık merkezi haline getirmiştir. Şehir önce piskoposluk sonra da metropolitlik derecesine yükselmiştir.57

Bölgenin Müslüman Türklerin eline geçmesinden sonra da burada Hristiyanlık faaliyetleri İslam’ın yanında devam etmiştir. Hülagu tarafından 1251 yılında yöreye getirilen Ermeniler Hristiyan ananelerini burada sürdürmüşlerdir. Ayrıca 600 sene önce Rusya’dan gelen Kigunk ve Papasivanus kabileleri Memik ve İlcik taraflarına yerleşmişlerdir. Bunlardan 100 sene sonra gelenler de şimdi Hristiyan köyü denilen yere yerleşmişlerdir. Daha sonra bu iki grup birleşmiştir.

Tanzimat’tan önce Müslüman olmayan halk kale dışında otururdu. Tanzimat’la birlikte bu Hristiyan Ermeniler Sivrihisar’ın içine gelmişler ve eski kiliselerini yıkarak 1881’de yeni kiliseyi yapmışlardır. 1832’de yapılan vaftiz çeşmesinin taşını da bu yeni kiliseye getirmişlerdir.58

Sivrihisar’da Roma ve Bizans dönemine ait eserlerin kalıntılarının bulunduğu köylerin isimleri şunlardır:

Çakmak köyü, Hamamkarahisar köyü, Babadat köyü (Manastır ve kilisenin olduğu söylenir), Zeyköy, Kınık köyü, Günyüzü ve Oğlakçı köyleridir.59


Sünni-İslam Oluşumları
XI. yüzyıl başlarında Anadolu’ya sızmaya başlayan Türkmenler Malazgirt

Savaşından sonra ilerlemelerini sürdürerek 1073 yılında Eskişehir’e ulaşmışlardı.60

Tuğrul Bey zamanında Anadolu’nun birçok yeri fethediliyor ancak buralar sonraları yerli halk tarafından tekrar alınıyordu. Yörede Türk-İslam istikrarını sağlamak amacıyla Tuğrul Bey fethedilen yerlere Müslüman Türkmen boylarından oluşan aileleri yerleştirmeye başlamıştı.61

Tuğrul Bey bu yolla hem Anadolu’nun İslamlaşmasını sağlıyor hem de göçebe niteliklerinden dolayı yerleşik halka zarar veren Türkmen boylarını merkezden uzaklaştırarak sınır bölgelerine sevklerini sağlıyordu.62

Ayrıca yöredeki yerli halktan da İslam dininin benimseyenler vardı. Bölgede Hristiyanlık daha imtiyazlı olmasına karşın İslam dini, özellikle bu dini yeni benimsemiş Türklerin gayretleriyle yayılma göstermiştir. Bunda Bizans’ın yerel inanışlara gösterdiği müsamahasızlığın etkisi büyüktü. Özellikle Justinian döneminde antik oluşumlara karşı ilan-ı harp edilmiş bunun sonucunda da yörede Montan adı verilen antik inanış ve Hristiyanlık karışımı bir mezhep ortaya çıkmıştı. Oysa Müslümanlar özellikle Abbasiler döneminde antik medeniyete ait eserleri inceliyorlar ve her türlü fikir mahsullerini serbestçe münakaşa edebiliyorlardı. İşte bu müsamaha ortamı İslam anlayışını Hristiyanlıktan daha önde bir yere koymuş bu da yerel halklar tarafından da benimsenmiştir.63

Miryakefalon savaşından sonra Bizanslılar bölgeyi boşaltmışlar, Selçuklular da burayı uç beylerine ikta olarak vermişlerdir. Böylece İslamiyet’in ilk dönemlerinde uygulanan ikta sistemi yöreye girmiş oluyordu. Bu dönemde yöre, gazalara katılmak isteyen Türkmenlerin geldikleri bir ileri karakol durumuna gelmişti. Asıl önemli olan ise bu gelen Türkmenlerle birlikte dervişler de yöreye akmışlardır. Bunlar bölgeyi İslamlaştırma çabalarına girmişlerdir. Selçuklu sultanları da İslamlaşmanın temeli olan cami, medrese gibi kurumları kurarak bu dervişlerin çabalarını desteklemişlerdir.64

Alemşah medresesi ve kümbeti, Hoşkadem cami, Soğa Bey medresesi ve en önemlisi 1274 tarihinde Selçuklu emirlerinden Mikail bin Abdullah tarafından yaptırılan Sivrihisar Ulu Cami bu kurumlara örnektir.65

Bölgedeki bu İslami yapıların temeli ise II. Kılıçarslan (1155-1192) dönemindeki Türk nüfusunun artışına bağlanmaktadır. Zira artan nüfusun ihtiyaçlarının gidermek amacıyla ibadethanelere ihtiyaç duyulmuş ve birçok cami, mescit vb. kurum yapılmıştır. Örneğin Sivrihisar Gecek Köyündeki caminin bu dönemde yapıldığı düşünülmektedir.

Yöne Selçuklular döneminde Ahilik kurumu da yörede güç kazanmıştı. Birçok ahi zaviyesi bulunmaktaydı.66

Hatta ahiler 1354 tarihinde Osmanlı egemenliğine giren Sivrihisar’da, Orhan Bey’in ölümünden sonra Karamanoğlu desteğini alarak hakimiyet kurmuşlardı.67

Ahiler zaviyelerde örgütlenerek özellikle ticaret alanında İslami normları yaşatıyorlardı. Tıpkı tarikatlar gibi örgütlenmişlerdi.

Sivrihisar Selçuklular ve Osmanlılar döneminde birçok din büyüğünü yetiştirmişlerdir. Bazıları şunlardır:

Nasreddin Hoca, Sivrihisar’ın Hortu köyünde 1284 yılında doğmuştur. Babasının adı Abdullah olup köyün imamı idi. 21-24 yaşlarında iken Mehmet Hayri’nin müridi olmak için Akşehir’e gitmiştir. Buradaki medrese tahsilinden sonra tekrar Hortu’ya dönen Hoca, bir ara Sivrihisar’da kadılık görevinde bulunmuştur. Ayrıca Konya ve Akşehir’de müderrislik yapmıştır. 1360 tarihinde Akşehir’de vefat etmiştir.68

Hızır Bey, Nasreddin Hoca’nın soyundan olan Sivrihisar kadısı Molla Celaleddin’in oğludur. Daha sonradan damadı olduğu Mehmed Yegan’ın tedrisinde ders görmüştür.69

Bursa’daki Sultan medresesinde ve Edirne’de müderrisliklerde bulunmuş, İnegöl ve İstanbul’un fethinden sonra da İstanbul’da kadılık görevlerinde bulunmuştur.70

Sinan Paşa, Hızır Bey’in oğludur. Bir yıl kadar sadrazamlık yapmış daha sonra Sivrihisar’a kadı olarak gönderilmiştir. Fatih’in ölümünden sonra II. Bayezıd döneminde vezirlik rütbesi geri verilmiştir.71

Ayrıca Aziz Mahmud Hüdai de Sivrihisar’ın yetiştirdiği ünlü zatlardandır.72

Sivrihisar yetiştirdiği din büyükleri ile bünyesinde barındırdığı ve kökleri Anadolu’daki ilk Türk yerleşmelerine dayanan din kurumlarıyla ve yine kentin birçok köyüne de ismini veren ahi şeyhleri ve ahilik müessesesi ile özellikle Sünni İslam’ın gelişkin bir yerleşmesini teşkil etmektedir.


Alevi-Bektaşi Oluşumları
Miryakefalon savaşından sonra Anadolu’ya akın akın Türkmen boyları

gelmekteydi. Bu boylarla birlikte birçok derviş de Anadolu’ya akmaktaydı. Anadolu’nun İslamlaştırılması sürecinde Sünni Müslümanlığın yanı sıra Bektaşilik de yayılmaya başlamıştı. Bektaşi kökenli birçok halk ozanının Sivrihisar ve civarında tekkelerde yetiştiği bilinmektedir.73

1240’dan önce Anadolu’ya gelen Hacı Bektaşi Veli, Baba İshak’ın görüşlerinden etkilenmiştir. Eskişehir de dahil Anadolu’nun birçok yerini dolaşan Hacı Bektaşi Veli Kırşehir’in Sulucakarahöyük (Hacıbektaş) bucağına yerleşmiştir.74

Anadolu’da hızlı bir yayılımcı göstermesinin temelinde müsamaha sınırını çok geniş tutması ve toplumdaki hetenodox zümrelere kucak açmış olması yatmaktadır.75

Sivrihisar ahiliğin olduğu gibi Bektaşiliğin de oldukça geliştiği bir yöredir.76

Bu tarikatın mensubu olan birçok Sivrihisarlı zevat vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:

Taptık Emre, Hacı Bektaş’ın davetine icabet etmediği için Hacı Bektaş Karaca Ahmet ve İbrikçi Sarı İsmail adlı zatları göndererek kendisini çağırtmış ve davetine icabet etmeyişinin sebebini sormuştur. Taptık Emre cevaben, erenler bezminde nasip dağıtılırken Hacı Bektaş adını duymadığını ama bir perde arkasından bir zatın nasip dağıttığını söylemiştir. Hacı Bektaş o elin bir işareti olup olmadığını sorduğunda Taptık elde yeşil bir benin olduğunu söyler. Bunun üzerine Hacı Bektaşi Veli elini uzatır ve yeşil beni gösterir. Bu olaydan sonra Taptık, Hacı Bektaş’a intisap eder ve “Taptık” lakabını alır.

Taptık Emre, Yunus Emre’nin de hocasıdır.

Derviş Ahmed Hulusi, Nazenin tarikatına mensup bir zattır. Nazenin ise Bektaşiliğin bir koludur. Bu zatın 1296 tarihinde Hazinedar Vakfı için yazdığı bir şiir:


Hazinedar vakfı belde-i Sivrihisar

Haraba meyletmiş, tamire kılınmış içtisar

İkinci tamire bed’i hasbetenlillah olup

Sene 1188’de badelatiftir kıl şumar


Bir tükenmez ecra, acil olmuş el nail-i kaza

Müftüzade ismi Sunullah Efendi namüdür

Sa’yü gayret eyleyip ikmalini etmiş hak nasip

Ciran içre anı mihman etsin pervendigar 77


Yunus Emre, Sivrihisar’ın kuzeyinde Sarıköy’de yaşamıştır. Yunus’un tarikatı Bektaşiliktir. İlahilerinde Bektaşi nefesleri görülmektedir. Sivrihisar’da bulunan Yunus Emre dergahında Kadri ve Bektaşi zikirleri yapılmaktaydı.78

Fakat Yunus’un Kadri tarikatına mensup olduğuna dair rivayetler de çok güçlüdür.

Bu saydığımız isimlerin yanı sıra Seyyid Nureddin, Karaca Ahmed, Sultan Haydar Üryan, Hasan Kadı, Ali Baba, Kavçak Baba, İbrikçi Sarı İsmail gibi Sivrihisarlı birçok Bektaşilik mensubu zat vardır.79
avatar
kaymazbeldesi
SİTE ADMİN
 SİTE ADMİN

Erkek
Mesaj Sayısı : 856
Yaş : 27
Bulunduğu Yer : Eskişehir
Ad Soyad : Berkhan AKALIN
Aldığı Puan : 18
Kayıt tarihi : 28/08/06

Kullanıcı profilini gör http://www.kaymazbeldesi.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: TARİHTE SİVRİHİSAR

Mesaj tarafından kaymazbeldesi Bir Cuma Ekim 27 2006, 21:17

Kalenderi Oluşumları
Bu tarikatın kurucusu ve kurulduğu dönem kesin olarak bilinmemektedir. Aşırı

alevi olan bu kuruluşa kimi kaynaklara göre tarikat niteliği kazandıran 12. yüzyılda yaşamış olan Şeyh Cemalettin Savi’dir. İran, Hindistan, Suriye, Irak, Orta Asya gibi geniş bir alana yayılan Kalenderilik Hamdun-i Kassar, Ebu Said Ebuhayr, Ebu Hafs el Haddas gibi Melamilik yakını bazı tasavvuf erlerinin etkileriyle gelişmiştir.80

Tarihte yaşamış Kalenderi şeyhleri ve bunların etrafında toplanan Kalenderi zümreleri arasında farklı tezahürler ve eğilimler sergileyenler hep olagelmiştir. Bunların hepsi de Kalenderi olmakla beraber bir Tahir-i Uryan ile bir Fahrud-din-i Iraki, bir Şemsi Tebrizi ile bir Otman Baba birbirlerinden oldukça değişik şahsiyetlere ve telakkilere sahiptirler.81

Bunun temelinde ise Kalenderiliğin temel inancı olan her türlü toplumsal kuralın dışında bağımsız, gönlünün uyarınca yaşamak ve görünüş ve gösterişe önem vermeme anlayışı yatmaktadır.82

Kalenderilik ana hatlarıyla içinde yaşadığı toplumun nizamlarına karşı çıkarak dünyayı önemsemeyen ve ona değer veremeyen, bu düşüncelerini de günlük yaşamdaki davranışlarıyla açığı vuran bir tasavvuf akımıdır.83

Kendisi gibi birçok tarikatla beraber Kalenderilik de Anadolu’ya özellikle Moğol istilası sırasında halkta doğan moral çöküntüsü nedeniyle şeyh ve dervişlerin etrafında toplanmaları sürecinde ve bu dervişlerin şeyhlerin kendi fikir ve inançlarını yaymak amacıyla köy köy, kasaba kasaba Anadolu’yu dolaşmaları esnasında yayılmıştır.84

Sivrihisar’da ise Kalenderilik anlayışı pek tutunamamıştır. Bunun nedeni bu yörede Bektaşiliğin daha etkili olmasıdır. Ayrıca Sünni İslam anlayışını benimsemiş birçok tarikatın ve özellikle de ahilik kurumunun ve ahi zaviyelerinin yörede yoğun bir yer tutmuş olması buna neden olarak gösterilebilir.85
avatar
kaymazbeldesi
SİTE ADMİN
 SİTE ADMİN

Erkek
Mesaj Sayısı : 856
Yaş : 27
Bulunduğu Yer : Eskişehir
Ad Soyad : Berkhan AKALIN
Aldığı Puan : 18
Kayıt tarihi : 28/08/06

Kullanıcı profilini gör http://www.kaymazbeldesi.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: TARİHTE SİVRİHİSAR

Mesaj tarafından kaymazbeldesi Bir Cuma Ekim 27 2006, 21:18

II. BÖLÜM


DİNSEL KURUMLAR


Antik Kökenli Kurumlar


1. Kybele Tapınağı: Frig çağında ana tanrıça Kybele’ye ithafen Dindymon dağı üzerine kutsal bir yere yakışacak şekilde bir tapınak yaptırılmıştır.86

Bu tapınakta adlarına “Galle” denilen hadım rahipler bulunmaktaydı. Bu rahiplerin başında ise “Archigalle” denilen bir baş rahip bulunmaktaydı.87

Yöre mimarisinden çok farklı yapıda olan yapı Yunan Peripteros tapınakları planındadır.88

Yunan tapınakları gibi batıya dönüktür. En erken Hellenistik döneme tarihlendirilen yapının kuzey ve güney yüzlerinde yedişer sütun bulunmaktadır.89

Tapınak Attaloslar tarafından yaptırılmış olup beyaz mermerlerden pontikler ilave edilerek yaptırılmıştır.90


2. Nekropol: Yörede birbirine yakın üç neknopol bulunmaktadır. Buradaki Geç Roma Döneminden mezar taşları III-IV. yüzyıllara tarihlendirilmektedir. Bunların en ilginç olanı Asklepios adlı bir archigalle’nin adına yaptırılan aslanlı mezardır. Nekropollerde Bizans ve Osmanlı döneminden de mezar taşları bulunmaktadır.91


Hristiyan Kökenli Kurumlar


Bölgede Hıristiyan inanışının ilk temelleri bu dinin ilk ortaya çıktığı dönemlerde

Anadolu’yu dolaşan havari Saint Paul tarafından atılmıştır.92

Buna rağmen Hıristiyanlığın asıl yaygınlaşması ise IV. yy’da Büyük Konstantin’in bu dini resmi din ilan etmesi ile başlamış ve VI. yüzyılda imparator Justinianus ile tamamlanmıştır.93

İmparator Justinianus döneminde Hıristiyanlaştırma politikası doğrultusunda yörede birçok kurum yaptırılmıştır. Bunun sonucunda da kent bir Hıristiyanlık merkezi haline gelerek önce piskoposluk sonra da metropolitlik derecesine yükselmiştir. Ancak bu döneme ait kurumların çoğu günümüze ulaşamamış ancak kalıntıları bulunabilmiştir. Çakmak köyü, Hamamkarahisar köyü, Babadat köyü, Zeyköy, Kınık köyü, Günyüzü ve Oğlakçı köyleri bu kalıntılara rastlanan köylerdendir.94

Tanzimat öncesinde kale dışında oturan Ermeniler bu fermanla birlikte Sivrihisar’ın içine yerleşme hakkını elde etmişler ve buradaki eski bulunan kiliseyi yıkarak 1881 tarihinde yeni kiliseyi yapmışlardır. Ve 1832’de yaptırdıkları vaftiz çeşmesini de buraya taşımışlardır. Halen ayakta bulunan kilise şu an kullanıma kapalı olarak bekletilmektedir.95


İslam Kökenli Kurumlar


1. Sivrihisar Ulu Camii: Cami büyük bir olasılıkla önce kervansaray

olarak yapılmış sonra kitabesine göre 1275 tarihinde Selçuklu eminlerinden Mikail bin Abdullah tarafından yenilenmiştir. I. Murat zamanında 1440’ta Sivrihisar kadısı Hızır Bey tarafından esaslı bir tamir görmüştür. Buna ait dört satırlık bir kitabe vardır. Daha uzun bir diğer kitabe 1778 tarihlidir. Ve bir tamir için yardım edenlerin adını vermektedir. Sade bir dış görüntüsü vardır. Üstü düz bir çatı ile örtülüdür. Kuzey kapısından başka kuzeydoğu ve kuzeybatısında da iki ayrı giriş vardır. Minarenin yanında da güneybatı kapısı bulunur.

Camide 67 ağaç sütun vardır. Kirişler kıble duvarına paraleldir. Böylece iç mekan altı bölüme ayrılmıştır. Caminin tahta minberi ceviz ağacındandır. Bu minber eski Anadolu Selçuklu tahta oymacılığının güzel bir örneğidir.96

Minberin kapı kanadında ustası Hasan bin Mehmet’in adı ile 1245 tarihi yazılıdır. Mukarnaslı niş biçimindeki yalın mihrabın 1440’daki onarım sırasında yapıldığı sanılmaktadır. Kapı kemerini çeviren kitabe kuşağında Selçuklu sülüsü ile Ayet el -Kürsi yazılıdır. Minberin tarihi ebced hesabı ile 1244’tür. 97


2. Şeyh Baba Yusuf Camii: Bugün Kurşunlu Camii olarak bilinen camidir. İlçenin batısında Kurşunlu Çeşme yanındadır. İlk kez 1343’te Hoca Osman oğlu Hoca İbrahim mescit olarak yaptırmış, 1492’de Şey Baba Yusuf burasını büyütmüştür. 3 kubbeli son cemaat yeri ile 1 kubbeli ana mekandan oluşmaktadır. Kare planlı ana mekan kurşun kaplı kubbeyle örtülüdür. Doğu ve batı duvarı bir dizi kesme taş iki dizi tuğla düzenindedir. Taşkapı ahşap çift kapılı ve sağır sivri kemerlidir. Üstünde üç dizelik kitabe vardır. Mihrap zikzaklı sütunlarla süslenmiş, mukarnaslı niş biçimindedir.98


3. Bodur Camii: Bu caminin minaresi kısa olduğundan dolayı bu adı koymuşlardır. Dikdörtgen planlı ahşap bir camidir. Kubbesi olmayan bu caminin yapılış tarihi 1567’ye dayanmaktadır. Kitabesi olmadığından bu camii hakkında fazla bilgi bulunmaktadır.99


4. Balaban Camii: Balaban çeşmesinin yanında bulunan bu caminin kitabesi yoktur. Minareli ahşap bir yapıdır. Mimari açıdan fazla bir kıymeti yoktur. Minaresi Hoşkadem camii minaresinden sonra eskilik açısından ikinci sırayı alır. Hicri 740 yılında yaptırıldığı sanılmaktadır.100


5. Aziz Mahmud Hüdayi Camii: Aziz Mahmud Hüdayi hazretleri tarafından yaptırılmıştır. Sonraları harabe haline gelen cami h 1311/ m 1893 yılında kaymakam Mehmed Bey tarafından yeniden yaptırılmıştır.

Bu cami çarşı içindedir. Çank cami veya Çarşı cami denildiği gibi Suk cami de denilmektedir. Yaklaşık 500 metrekarelik bir alana sahiptir. İçi çok güzel olan bu cami kubbelidir. Eserin minaresindeki şerefe ve külahın her an düşme tehlikesi vardır.101


6. Hamamkarahisar Camii: Eski Kral Yolu üzerindeki Hamamkarahisar köyündedir. Hamam, çeşme ve köprü gibi yapılar topluluğunun güneyindedir. XIII. yy. ortalarında Emir Seyfeddin Kızıl tarafından yaptırılmıştır. Kubbeli ana mekan ve son cemaat yerinden oluşmaktadır. Cami, bölümlerin biçimlenmesi ve bütünleşmesi bakımından önemlidir. Ayrıca son cemaat yerini ve ana mekanı örten tuğla kubbelerin yapısı da ilginçtir. Ana mekan örtüsü yanlardan beşik tonazla başlamış giderek kubbeleşmiştir. Ortada tuğlaların değişik işlenişiyle göze benzer bir motif oluşmuştur. Bunun kem gözlere karşı nazarlık olarak yapıldığı sanılmaktadır.102


7. Gecek Ulu Camii: Sivrihisar’ın Günyüzü bucağına bağlı Gecek köyündedir. Yazıtından 1175 tarihinde Umur Bey’in oğlu Selçuk Bey tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Minaresinin aleminde hicri 570 tarihi mevcuttur. Üç kubbeli son cemaat yeri ile tek kubbeli ana mekandan oluşmaktadır. Beş köşeli alçı mihrap mukarnaslı süslemelidir. Minberi yenidir.103


8. Hoşkadem Camii: XIII: yy.’da Anadolu Selçuklu hazinedarlarından Necubiddin Mustafa karısı Hoşkadem Hatun için yaptırılmıştır kare planlı tek kubbeli yapılardandır. Duvarlar bir dizi kesme taş iki dizi tuğla düzenindedir. Tuğla ile örülmüş basık kubbe 12 köşeli kasnağa oturmuştur. Kubbe kasnağı içerden mukarnas süslemelidir. Mihrap mukarnas süslemeli niş biçimindedir. Minaresi Anadolu’nun ilk Selçuklu yapıtlarındandır.104


9. Kılıç Mescid Camii: Kılıç boylarının Sivrihisar’a geldiklerinde yapılan ilk camilerdendir. 1972 tarihinde Profesör Süheyl Ünver süslemelerini ve yazılarını incelemiş ve bunların örneklerini çıkarmıştır. Minberi Ulu Cami’ye taşınmış olan bu yapı çok yıkık bir haldedir.105

Cami Sivrihisar’ın en eski camisidir. Banisinin adı Şeyh Mehmed Efendi olup yapılışı 1175 tarihlerine dayanmaktadır.106


10. Hazinedar Mescidi: İlçenin güneyinde Hoşkadem camisinin batısındadır. XIII. yy’da hazinedar Necibiddin Mustafa yaptırmıştır. Kesme taştan kare planlı kubbeli bir yapıdır. Kubbe dışardan sekizgen kasnağa içerden mukarnaslı üçgenlere oturmaktadır. Mukarnas dolgulu mihrap, çok köşeli yıldızlarla süslenmiştir. Mihrabın sağında ilgi çeken kent minyatürleri bulunmaktadır. Bu minyatürlerin Mekke veya Medine şehirleri ile ilgili olduğu sanılmaktadır.107


11. Hamid Mescidi: Yeri bilinmeyen küçük olduğu sanılan bir mescittir. Günyüzü’nde mahalle isimlerinde bu mescidi hatırlatan bir isim bulunmamaktadır. Karaca Ahmed oğlu Mazid Paşa ve onun kardeşi Rum Paşa’ya ait bir çiftliğin geliri buraya vakfedilmiştir. Kanuni döneminde bu mescid ve bağlı vakıfları halen ayakta idi. Ve padişah beratı ile Cafer ve Haydar tarafından tasarruf ediliyordu.108


12. Faruk Mescidi: Hükümet konağı yanında Yunus Emre dergahına bitişiktir. Kuruluş tarihi tam tespit edilememiştir. Hacı Eyne Bey adlı biri bir dükkanı buraya şartlı vakfetmiştir. Vakıf şartına göre imam Pazartesi ve Perşembe günleri onun ruhuna cüz okuyacaktır.109


13. Kayalu Mescidi: Mescid Kayalı mahallesinde bulunuyordu. Ekizcek köyünde oturan 25 hane Kayalu mescidine bağlıdır. Bu hanelerin ödediği vergi ve gallenin toplamı 3700 akçe olup mescidin masrafları için kullanılıyordu. Fatih Sultan Mehmed 1465’te vakfın Mevlana Muhiyeddin’in tasarrufunda olduğunu onaylamıştı. Daha sonra Ahi Mustafa’ya verilmiştir. Daha sonraları da vakfın tasarruf hakkı pek çok kişiden el değiştirerek sürmüştür.110


14. Tatlar Mescidi: Tatlar mahallesindedir. İki kitabesi vardır:

Şehid Said Kerimüddin Hoca Osman yaptırdı. Allah kabrini nurlandırsın. Sene 707.
Hoca Osman oğlu Bednüddin hoca İbrahim bu mescidi 743 senesinde tamir ettirdi. Allah tevfikini daim ettirsin. Sene 743
Bu mescid için 5 dükkan vakfedilmişti.111


15. Mülk Köyü Doğan Aslan Mescidi: XII. yy. ikinci çeyreğinde Sultan

İzzettin Keykavus’un sancaktarı Aslan oğlu Doğan Bey yaptırmıştır. Kuzey-güney doğrultusunda uzanan yapı iki bölümlüdür. Dikdörtgen planlı sivri tonozlu son cemaat yerinden kare planlı sekizgen külahlı ana mekana geçilmektedir. Yapıdaki tüm pencerelerin sivri kemer içindeki yarım yıldız biçimi tepelikleri ilgi çekmektedir. Kapıdaki zengin süslemelerin en ilginç öğesi, altı kollu yıldızların çevresini dolanan geometrik geçmelerle oluşmuş kuşaktır. Ana mekanda mukarnaslı tromplar, oyma ve kabartmalarla süslü mihrap ve çok sayıdaki rozet motifleriyle devinim sağlanmıştır.112


16. Kethüda Mahallesi Mescidi: Kethüda mahallesinde olup şu an harabe haline gelmiş bir mescittir. Vakıf kayıtlarından anlaşıldığına göre Hacı Pir Hasan adlı zat tarafından yaptırılmıştır. İki dükkan ile Seydi Hamamının mukatasından 150 akçe mescid imamına vakfedilmiştir. 1486’da Mustafa veledi Gül Hasan imam bulunuyordu. 1521’de ise kayıtlarda imam iami bulunmamaktadır.113


17. Kutbeddin Mescidi: 1252 tarihinde Hacı Kutbeddin adlı bir zat tarafından kendi adı ile anılan mahallede yaptırılmıştır. 1486’da Ömer Fakih 1521’de Mehmed Fakih veledi Tunsun Fakih imam olarak görev yapmıştır. Mescid giderleri için bazı dükkanların gelirleri buraya vakfedilmiştir.114

18. Akdoğan Mahallesi Mescidi: Akdoğan mahallesinde Selçuk Bey tarafından 570 / 1174-75 tarihinde yaptırılmıştır. 1920 tarihinde Hacı Hüseyin Taktak tarafından çatı, kapı ve pencerelerde yer alan ahşap doğramalar yenilenmiştir. Harap durumda ve bakımsız bir haldedir. Dikdörtgen planlı ve tek mekanlı bir yapı olup ahşap kirişlemesi üstten kaplamalı tavan ile örtülüdür. Yapının tüm cepheleri dışa taşkın bir saçak ile nihayetlenmektedir.115


19. Hacı Veys Mescidi: Hacı Veys mahallesinde bulunan bu mescidin yapılışı hakkında herhangi bir bilgi yoktur. Şu an harabe durumundadır. Mimari yapısı önemli olmadığından binasından pek bir şey kalmamıştır.116
avatar
kaymazbeldesi
SİTE ADMİN
 SİTE ADMİN

Erkek
Mesaj Sayısı : 856
Yaş : 27
Bulunduğu Yer : Eskişehir
Ad Soyad : Berkhan AKALIN
Aldığı Puan : 18
Kayıt tarihi : 28/08/06

Kullanıcı profilini gör http://www.kaymazbeldesi.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: TARİHTE SİVRİHİSAR

Mesaj tarafından kaymazbeldesi Bir Cuma Ekim 27 2006, 21:19

20. Hacı Minnet Mescidi: Sivrihisarlı Melek Hatun kendi malından 1000 akçe para vakfı yaparak Pazartesi ve Perşembe günleri imamın kendisine bir cüz okuması şartı ile yapmıştır. Bu yeni bir vakıftır. Kanuni devrinde görevi ilk defa üstlenen imam Amir Fakih veledi Mehmed’dir.117


21. Yörme Mescidi: Bu mescidi hangi tarihte kimin yaptırdığına dair bilgi bulunmamaktadır. Vakfı ise 200 akçe geliri olan bir çiftlikten ibarettir. Kanuni devrinde Mevlana Süleyman ve imamı olan İbrahim Fakih vakfın tasarrufunu vakfiye gereği ellerinde bulunduruyorlardı.


22. Tekeviran Mescidi: Tekeviran köyünde bulunmaktadır. Bu mescide ait en eski kayıt 1455 tarihli Çakır Bey defterinde bulunmaktadır. Burada bir çiftliğin 100 akçelik geliri İmam Kutbeddin Fakih’e vakfedilmiştir.


23. Kaymaz Mescidi: Bu yapıyı kimin yaptırdığı ve hangi tarihte yaptırdığı belirtilmemiştir. Bu mescidin hatibine bir bağ vakfedildiği kayıtlarda geçmektedir.


24. Dinek Mescidi: Sivrihisar’ın Dinek köyünde bulunan bu mescidin muhtemelen Fatih devrinde yaptırıldığı sanılmaktadır. Fatih’in verdiği icazetle Mevlana Şemsettin imamlık ve hatiplik görevi ile tayin edilmiştir. Kanuni devrinde de İbrahim Fakih her iki görevi de yürütmüştür.118


25. Sölpük Mescidi: Önceleri Emirettin Mikail kütüphanesi idi. Ulu caminin bitişiğindedir. Kitabesinde şunlar yazmaktadır:

“Eşya helak olup fanidir. Ancak zatı bani bakidir. Hüküm ferman O’nundur. Ahirette hepimiz ona rücu olunuruz. Delikanlı, ihtiyar hepimiz emanetiz. Kimse ebedi değildir. Bu imaneti büyük veli Cemaleddin Ali yaptırdı. Allah ömrünü uzatsın. Bu imareyi babası rahmetli ilahiyeye nail olmuş Cemaleddin bin Akçı Bey için yaptırdı. Sene 629.”119


26. Hortu Mescidi: Selçuk Bey’in oğlu Umur Bey tarafından yaptırılmıştır. Umur Bey Hortu köyünde 40 hanenin oturduğu sipahi alanını satın alıp gelirini mescide vakfetmiştir. Vakıf eşkincülü vakıf olduğu için yılda iki cebelüsü hizmete gidiyordu.120


27. Alemşah Kümbeti: İlçede Ulucami’nin kuzeyindedir. 1327 tarihinde Melik Şah kardeşi Sultan Şah için yaptırmıştır iki katlı kare planlı bir yapıdır. İçten kubbe, dıştan sekizgen kasnak üstüne piramit biçimli çatıyla örtülüdür. Mumyalık bölümünün kapı süslemeleri ilginçtir. 13 kesme mermer bloktan oluşan çerçevenin her bloğu 5 ayrı motifle süslüdür.121


28. Hoca Yunus Kümbeti: Ankara Eskişehir yolu üzerindedir. XIV: yy. başında Hoca Yunus Paşa tarafından yaptırılmıştır. Kare planlı olup yüksek kasnaklı, tuğla kubbeli ve süslemesiz yalın bir yapıdır. Tek mekanlı çift katlı bir yapıdır. Alt katın planı şu an dolmuş olduğundan anlaşılamamaktadır. Üst kat kare planlıdır. Kubbe ile örtülüdür.122

29. Mahmud Sûzani Türbesi: Kurşunlu mahallesindedir. Banisi kitabeye göre Hoca Sadrettin Yakup bin Hoca Bahadır Ömer’dir. 1348 tarihinde yaptırılmıştır. Baninin hayatı hakkında bilgi yoktur. Halen sağlamdır. Çift katlı, eyvanlı ve dikdörtgen planlı bir yapıdır. Alt kat basık tonoz, üst kat ise sivri tonoz-kubbe ile örtülüdür.

1980 yılında yapılan tamirde batı ve doğu cephelere tuğla örgülü üçgen biçimli birer alınlık yapılmış ve üzeri kırma çatı ile örtülmüştür.123


30. Soğa Bey Medresesi: Aydınlı Umur Bey’in emirlerinden Soğa ve Çağa Bey tarafından XII. yüzyılın ikinci yarısında yaptırılmıştır. Bugünkü hal binasının yerinde bulunuyordu.124


31. Sivrihisar Medresesi: Pek çok öğrenci yetiştirmiş olan Sivrihisar medresesinin hangi tarihte yaptırıldığı bilinmemektedir. Kanuni devrine ait vakıf defterinde Melikşah Bey’in “kendü medresesine” mülkü olan Polatlı’nın Pazar Çağlayan köyünü bağışladığı belirtilmiştir. 1465 tarihli Kirmastı defterinde vakfın “Kadimü’z zamandan” beri devam ettiği yazılıdır.125


32. Ahi Orta Zaviyesi: Bugün mevcut olmayan zaviyeye ait 1530 tarihli tahrinde ilk vakfiyenin 180 yıl önce düzenlenmiş olduğu belirtilmiştir. Bundan yola çıkarak zaviyenin 1350 tarihlerinde kurulduğunu yani Orhan Bey (1326-1360) zamanında kurulduğunu anlıyoruz.126


33. Seydi Nureddin Zaviyesi: Bu zaviyenin yeri bugün Sivrihisar’da bir semt olarak bilinmektedir. Seydi Nureddin tasavvuf aleminin en önemli isimlerindendir. Zaviyenin kuruluş tarihi hakkında bilgi bulunmamaktadır. Seydi Nureddin Karaca Ahmed sultanın hem şeyhi hem de kayınpederi idi.127


34. Ahi Fahreddin Zaviyesi: Bugün mevcut olmayan zaviye I. Murad zamanında kurulmuştur. 1465’te Ahi Hasan tasarruf etmekte 1481’de Ahi Hasan oğullarından kimse kalmayınca kızının oğlu Pir Ahmed’e sadaka olunmuştur. Kanuni devrinde ise tasarrufu elinde bulunduran Pir Ahmed’in oğlu Hasan’dır.128


35. Ahi Rüstem Zaviyesi: Bugün mevcut olmayan zaviye II. Murad zamanında kurulmuştur. Ahi Rüstem’in oğulları Ahi Baba ve Ahi Veli olup zaviye aynı zamanda misafirhane olarak da kullanılıyordu.129
avatar
kaymazbeldesi
SİTE ADMİN
 SİTE ADMİN

Erkek
Mesaj Sayısı : 856
Yaş : 27
Bulunduğu Yer : Eskişehir
Ad Soyad : Berkhan AKALIN
Aldığı Puan : 18
Kayıt tarihi : 28/08/06

Kullanıcı profilini gör http://www.kaymazbeldesi.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: TARİHTE SİVRİHİSAR

Mesaj tarafından kaymazbeldesi Bir Cuma Ekim 27 2006, 21:19

36. Ahi Hoca Baba Zaviyesi: Zaviye daha Fatih zamanında harap durumda idi. Ahi Ahmed II. Bayedit’e baş vurup zaviyeyi canlandırmak istemiştir. Bu isteği kabul edilmiş ve kendisine sadaka olunmuştur. Ahi Hoca Baba’nın Kepen köyünde bulunan üç pare yerinin Ahi Ahmed’e bağışlandığı belirtilmiştir. Ancak kayıtlarda Ahi Ahmed’in zaviyeyi canlandırıp canlandırmadığına dair bilgi yoktur.130


37. Çandır Köyü Şeyh Mustafa Zaviyesi: Bugün mevcut olmayan zaviyeye ait kayıta göre 1455’te Arslan Bey oğlu Hoşkadem Çandır Bükü köyündeki Şeyh Mustafa zaviyesine ayende ve ravendeye hizmet edilmek koşulu ile 12 pare yer ile 8 mud’lu çeltik alanı bağışlanmış, bunların 500 akçelik hasılatını vermiştir.

II. Bayezid zamanında tımara çevrilmiş olan vakfın yönetimi Hoşkadem’in oğlu Mestan dervişe iade edilmiştir.


38. Karaviran Köyü Bostancı Zaviyesi: Bugün mevcut olmayan zaviyeye ait kayıtta 1455’te Ahi Ahmed oğlu Elvan Şeyh, Fatih Sultan Mehmed nişanı ile zaviyenin şeyhi olmuştur.131


39. Ahi Aydın Zaviyesi: Kavuncu köyündeki bu zaviye Ahi zaviyelerindendir. Melikşah Bey Kavuncu mezraında bulunan bir çiftlik yerini zaviyeye vakfetmiştir. Bugün bu zaviye mevcut değildir.

1466’da Emir Han oğlu Ahi Nasuh oğlu Elvan ve kardeşi Süleyman’ın tasarrufunda, 1486’da Elvan oğlu Yusuf, 1530’da ise Ahi Nasuh vakfa mutasarrıftır.132

40. Yazır Köyü Ahi Salih Zaviyesi: Bugün mevcut olmayan zaviyeye ait kayıtta Ahi Salih beş pare bağını ve bir çiftliğini kendi zaviyesine vakfetmiştir. Kırmastı (1466) defterinde Ahi Salih’in olduğu ve Ahi Kemal ile zaviyeye şeyh olduğu belirtilmektedir. 1530 yılında ise Ahi Cemal ve Emir Seydi vakfın mutasarrıfı idi.133


41. Seydi Mahmud Zaviyesi: Bu zaviye bir tarikat zaviyesidir. Yenice veya diğer adıyla Seydi Mahmud mahallesindedir.

Haz. Muhammed’in torunu Hüseyin’in soyundan gelenlere Seyyid deniliyordu. Seydi Mahmud da Anadolu’da büyük saygı gören kimselerdendi. Türklerin Anadolu’ya gelişi ile beraber Seydi Mahmud zaviyeleri de kurulmaya başlanmıştır. Sivrihisar’


42. Ahi Ali Zaviyesi: Küçük bir Ahi zaviyesidir. Vakfın gelirinin bir kısmı aynı zamanda Ahi Ali evladının geçimi için harcanmaktaydı.

Zaviyenin geliri 8 adet dükkandan 612 akçe kira geliri ve hamamın gelirinin sülüs hissesi yıllık 800 akçeden ibaretti. Zaviyenin yıllık geliri 1412 akçe idi.


43. Cafer Tayyar Zaviyesi: Sivrihisar içinde mescid, zaviye ve türbeden oluşan bir imaret idi. Bugün mezarlığın içinde Cafer Tayyar Türbesi bulunmaktadır. 1465 tarihli Kirmastı defterinde belirtildiğine göre vakıf kayıtlarında II. Murad ve Sultan I. Mehmed’in nişanı bulunmaktadır. Bu tahrine göre vakfı Aydın Şeyh yönetiyordu. 1486’da vakıf Derviş Sinan’a sadaka olunmuştur. Bu tarihte vakfa bir dükkan ve Çandır Bükü mezrasında iki ark çeltik bağışlanmıştır. Kanuni devrinde 450 akçe olan hasılını Seydi Mehmed yönetiyordu.


44. Palad İvaz Bey Zaviyesi: Burası 1465 yılında harap durumda idi. Daha o tarihte onarımı imkansızdı.

Sivrihisar içinde Yeni Hamam’ın yarı hissesi ile üç değirmenin haraç daha önceden zaviyeye vakfedilmişti. Zaviye işler hale getirilemeyince adı geçen vakıf gelirinin Hacı Emir Bey tarafından Sivrihisar’a getirilen su ve yaptırdığı çeşmenin gideri için harcanmasına karar verilmiştir. 1476’da II. Mehmed bu durumu onaylamıştır. 1521’de değirmenlerden birisi Seyid Ahmed tarafından çalıştırılmakta ve vergisi vakfa verilmekteydi. Vakfın toplam 1350 akçe geliri vardı.134


45. İbrahim Kardeş Zaviyesi: Sivrihisar’a bağlı Karaağaç köyünde bulunmaktadır. Bu köy Selçuk Bey ailesinin mülkü olup burada bir çiftlik İbrahim Şeyh zaviyesine vakfedilmiştir. II. Bayezid döneminde Fahreddin Şeyh ve Kemal Şeyh zaviyenin yönetiminde bulunuyordu. Kanuni döneminde ise Sinan Şeyh ve Hamza Şeyh zaviyenin başında bulunuyor 180 akçelik geliri tasarruflarında tutuyorlardı.


46. Karaca Ahmed Zaviyesi: Kırbük köyünde bulunmaktadır. Köy daha önceleri hassa-i zaim iken sonraları Karaoğlu Firuz Bey tarafından zaviyeye vakıf haline getirilmiştir. Vakıf Fatih zamanında da bozulmamıştır. Kanuni devrinde ise Firuz Bey’in soyundan Cafer ve Haydar zaviyenin sorumlusu durumundaydılar.


47. Nasuh Şeyh Zaviyesi: Bu küçük zaviye Sivrihisar’a bağlı Küçükçam köyünde bulunuyordu. Fatih döneminde Nasuh Şeyh ve oğlu Halil Şeyhin sorumluluğunda bulunuyordu. Bir tarikat zaviyesi olan kurum aynı zamanda bir misafirhane durumunda idi.


48. Ömer Hacı Zaviyesi: Kaymazda Hacı Ömer adındaki şahsın defnedildiği yerde, oğlu Minnet tarafından bir zaviye kurdurulmuştur. Zaviyenin devamını sağlamak amacıyla da bir çiftlik yeri vakfedilmiştir. Burası 1466’da Minnet’in oğulları Bostan ve Gülistan’ın tasarrufundaydı. II. Bayezid döneminde bu zaviyenin vakıfları ve zaviyenin şeyhliği Mestan Dervişe sadaka olunmuştur.


49. Abdülkerim Zaviyesi: Kızılcaeşme köyünde bulunuyordu. Köyün mahsul-u şer’iyesi bu zaviyeye vakfedilmişti.

II. Alaeddin devrinde kurulan bu zaviye Sivrihisar’ın en eski zaviyelerindendir. Kanuni zamanında Sefer Şah zaviyenin başında bulunuyordu. Ve zaviye kendisine sadaka olarak verilmiştir.


50. İki Seydi Zaviyesi: İki Seydi köyünde bulunuyordu. II. Alaeddin zamanında kurulmuş bir zaviyedir. Zaviye ile aynı adı taşıyan köy, Türkmen göçmenlerinin zaviye etrafına yerleşmeleri sonucunda oluşmuştur. Zaviyeye vakfedilmiş olan köy aynı zamanda evlatlık vakıf haline getirilmiştir. 2000 akçe olan vakıf geliri Kanuni döneminde de İki Seydi soyundan olanlar tarafından tasarruf altında tutuluyordu.


51. Veli Dede Zaviyesi: Aynı adı taşıyan köyde bulunmaktadır. Erkek evlattan gelen soy kesildiği için kızı neslinden gelen Şeyh Veli, Fatih Sultan Mehmed tarafından zaviye şeyhliği ve vakıf yönetimi ile görevlendirilmiştir. Kanuni döneminde 600 akçe olan vakıf hasılını kızı neslinden gelen Derviş tasarruf ediyordu.


52. Çank Paşa Zaviyesi: Sivrihisar’a bağlı Yörme köyünde bulunan küçük bir zaviyedir. Zaviyenin ne zaman kurulduğu açıklık kazanmamıştır. Son durumda vakfın Derviş İbrahim’e sadaka olunduğu belirtilmektedir.


53. Ahi Paşa Zaviyesi: Kepen köyünde bulunan zaviyede herhalde bir önceki zaviye ile aynı yıllarda kurulmuştur. Ahi Paşa Kepen köyünde 10 mud’luk bir yeri satın alarak zaviyeye vakfetmiştir. Ayrıca köydeki bir hamamın geliri de zaviyeye ayrılmıştır.


54. Mestan Şeyh Zaviyesi: Dutluca köyünde bulunan zaviyenin kuruluşu Orhan Bey zamanına dayanmaktadır. Mestan Şeyh’in oğlu Süleyman’a Orhan Bey tarafından hediye edilen yerleri o da babası adına kurulmuş olan zaviyeye vakfetmiştir.


55. Basri Şeyh Zaviyesi: Şehirviran’ı mevkiinde bulunuyordu. Burası harap bir vaziyette olduğu için Anadolu Beylerbeyi Karaca Bey tarafından canlandırılmak üzere Basri Şeyhe verilmiştir. Osmanlı Devleti sınırları içinde buna benzer örnekler bulunmaktadır. Burada zaviye şeyhlerinin görevleri diğerlerinden farklı olmuş ve nüfusu buraya toplamaya çalışmışlardır. Bugün Polatlı yakınlarındaki Basri Köy bu çalışmaların başarılı olduğunun göstergesidir.


56. Hasan Şeyh Zaviyesi: Şu an Polatlı’ya bağlı olan Kırıkviran adlı yerde kurulmuştur. Basri Şeyh gibi burada da Hasan Şeyh yerleşim birimini canlandırmak amacıyla görevlendirilmiştir. Fatih zamanında bu zaviyenin vakıfları bozulmamış ve Ömer Şeyh’in tasarrufuna verilmiştir. Kanuni devrinde 1585 akçe olan gelir, Ömer Şeyh’in oğulları Hacı Hızır ve Mehmed’e sadaka olunmuştur.


57. Yatağan Şeyh Zaviyesi: Tekürcük köyünde bulunan zaviyenin ilk vakıfları Yıldırım Bayezid dönemine aittir. Tekürcük’te bir çiftlik yeri bu zaviyeye vakfedilmiştir. 1566’da burası Yatağan Şeyh ailesinden Nezir ve Seydi Şeyhlerin tasarrufunda idi.


58. Oruç İbrahim Zaviyesi: Sivrihisar’ın Arslandoğmuş köyünde bulunan bu zaviyenin kuruluşu Osmanlı Devletinin kurulduğu ilk yıllara kadar gitmektedir. Ahi Hasan adındaki kimse şeyh iken kendi isteğiyle görevinden ayrılmış ve burası Sivrihisar kadısı tarafından Piri Fakih’e uygun görülmüştür. Ve Kanuni’nin beratı ile Piri Fakih’e sadaka olunmuştur.


59. Gecek Pınarı Zaviyesi: Sivrihisar’ın Yunus Emre köyü yanında bulunmaktadır. Adı geçen Yunus Emre köyü Sivrihisar nahiyesine ait başka kayıt ta bulunmamaktadır. Gecek Pınarı ismi Gecek köyünü çağrıştırmasına rağmen köyle ilişkisi olup olmadığını tespit etmek mümkün olmamıştır. Vakıf kaydında zaviyeyi hangi tarihte kimin yaptırdığına dair bilgi yoktur. XVI. yüzyılın başında zaviye Yakup veledi Hüseyin’in tasarrufunda iken 1530’da burası açıklanmamış bir nedenden dolayı Yakup’dan alınmış ve Piri Fakih’e sadaka olunmuştur.


60. Yunus Emir Bey Zaviyesi: Zaviye Sivrihisar nahiyesinde “Saru” köyünde bulunuyordu. Aynı köyün mezrasında bir çiftlik yer “kadimden vakfiyet üzere” tasarruf ediliyordu. 1466 tarihli Kirmastı defterinde Anadolu Beylerbeyi İsa Bey’in zaviyenin vakıf gelirine katkıda bulunmak amacıyla iki yerde çeltik ekilmesine izin verdiğine dair mektubu bulunduğu belirtilmiştir. Bunun tasarrufunun da zaviyenin şeyh evladından Osman oğlu ve Şeyh Mehmed’e bırakıldığı açıklanmıştır.

Zaviyenin Şeyh Mehmed’e yapılmış olan bağıştan çok önce kurulmuş olduğu şüphesizdir. Zaviye Orhan Bey veya en geç I. Murad zamanında kurulmuştur.135
avatar
kaymazbeldesi
SİTE ADMİN
 SİTE ADMİN

Erkek
Mesaj Sayısı : 856
Yaş : 27
Bulunduğu Yer : Eskişehir
Ad Soyad : Berkhan AKALIN
Aldığı Puan : 18
Kayıt tarihi : 28/08/06

Kullanıcı profilini gör http://www.kaymazbeldesi.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: TARİHTE SİVRİHİSAR

Mesaj tarafından kaymazbeldesi Bir Cuma Ekim 27 2006, 21:19

III. BÖLÜM


SOSYAL YAPI


Sivrihisar Sosyal Yapısında Dinsel Oluşumların ve Dinsel Kurumların Yeri:
Sivrihisar Antik çağlardan günümüze kadar geçen bu çok uzun zaman zarfında daima dinsel bir merkez olma özelliğini korumuş ve bunun da doğal bir neticesi olarak Sivrihisar'ın toplumsal yapısı, toplum hayatı dinsel öğeler etrafında şekillenmiş ve bir renk kazanmıştı.


Antik çağlarda ana tanrıça Kybele' nin kült merkezi olan Pessinus kenti ana tanrıça inanışın merkezi olmuştur. Anadolu' nun bu en eski tanrılarından olan Kybele' ye halk büyük bir önem vermiş ve onun adına bir tapınak yaptırılmıştır.136


Bu tapınakta yapılan ayinler Kybele'nin sevgilisi Attio' in dirilişini canlandırmak amacıyla her senenin ilkbahar gündönümünde yapılıyordu. Ama bu ayinler aynı zamanda toplumsal kaynaşma işlevini de gerçekleştiriyordu. Çünkü ayinlerin son günü bir bayram gibi telakki ediliyor ve çoşkulu gösteriler yapılıyordu.137


Bu dönemde Kybele tapınımı toplumsal hayata o kadar çok etki etmişltir ki Tolistobag kabilesinden ünlü Golat Kralı Dejotaros (M.Ö. 1.yy) çağına ait bir akke üzerinde Kybele ile sevgilisi Attis 'in figürleri ön yüzde yanyanadır.138


Sivrihisar'ın dinlerin çeşitliliği açısından farklılık göstermesi aynı zamanda bu yöreyi inanışlar açısından da çeşitlendirmiştir. Özellikle yöredeki Kybele tapımının üzerine gelen hırıstıyanlığın bu güçlü inanış karşısında yerleşmesi sürecinde her iki inanışı da sergileyen mezhep ve anlayışlar yayılmaya başlamış bu da toplumun belli bir süre ikilem v e çelişkiler içinde kalmasına neden olmuştur. II. yüzyılın yarısına kadar etkilerini sürdüren Montan mezhebi buna örnek olarak gösteriklebilir. 139


IV. Yüzyılda Büyük Konstantin ile resmi din olarak Hırıstıyanlığın kabülünden sonra yöredeki toplumsal yaşamda da bu inanışın etkileri doğrudan doğruya resmileşmeye orantılı olarak artmaya başlamıştır. Ancak Hırıstyanlığın kendisini hakim bir göç olarak yörede göstermesi I. Justinionus (527-565) devrine rastlar. Zira bu dönemde Justinianopolis'in Hırıstıyanlaştırlması yönünde yuğun politikalar izlenmiş sonuçta yöre önce başpiskoposluk daha sonra da metropolitik merkezi olmuştur. Sivrihisar Bizans döneminde artık önemli bir haç merkezi haline gelmiştir. Bütün bu değişimler ise yöre halkının aynı doğrultuya kaymasına zemin hazırlamış sonuçta Hıristiyan anlayışı eksenli bir toplum yaşayışı meydana gelmiş ve bu İslam dininin yörede hakim olacağı güne kadar yöre insanını kendi yörüngesinde şekillendirmeye devam etmiştir.


XI. Yüzyılın sonlarına doğru Anadolu' da artık İslam anlayışı Türklerin yaptıkları akınlarla yayılmaya başlamıştır. 140


Anadolu'ya Türk akınlarıyla gelen İslam anlayışı mutasavvuflar ve tarikatlar aracılığıyla yaygınlaşıyordu. Bunların kurmuş oldukları zaviyeler ve tekkeler tarikat mensuplarını bir araya geldikleri yenler olmasını yanı sıra İslam anlayışının yayılmasına çalışılan merkezler ve misafirhaneler durumunda idi. Bu kurumlar aracılığı ile halk islam anlayışını tanıyor ve yüzyıllardır hakim olan Hıristiyanlık anlayışı da Bizans'ın geri çekilmesiyle doğru orantılı olarak Anadolu' dan çekiliyor ve yerini günümüze kadar hakim din olarak gelen Müslüman anlayışa bırakıyordu. Eskişehir ve çevresinde kurulan ahi ve tarikat zaviyeleri bölgede oldukça etkili olmuş ve yaygınlaşmıştır. Bunu anlamak için adlarına kurulan zaviyelerden, mülk ve vakıf kayıtlarından elde edilen bilgilere bakmak yeterlidir. Sadece Sivrihisar çevresinde otuza yakın ahi ve tarikat zaviyesi bulunmaktaydı.


Bütün bu zaviyelerin etkisi ve bunun sonucunda Sivrihisar'da yetişen Nasreddin Hoca , Hızır Bey, Mahmud Suzani, Aziz Mahmud Hüdayi gibi ünlü din alimleri yöre yaşamında İslamiyet'in ne kadar etkili olduğunu ve toplumsal yapıda ne kadar yoğun bir yeri kapsadığını göstermesi açısından önemlidir.141


Devletle ilişkileri sağlam olan zaviyeler dini özelliklerinin ve işlevlerinin yanı sıra toplumsal ve ekonomik işlevleri de yerine getiriyorlardı. Özellikle ahi zaviyeleri günümüzdeki ticaret ve esnaf odalarının yaptığı vazifeyi yapıyor böylelikle de ekonomik yaşam ile dinsel yaşamı kaynaştırarak veya başka bir deyişle ekonomiyi dinsel etki altında bırakarak dini işlevin yanında ekonomik işlevlerde de bulunuyorlardı.142


Bazı zaviyeler ve bu zaviyelerin şeyhlerinin görevleri ise bazen diğerlerinden farklı olmuştur. Mesela Sivrihisar Basri Şeyh zaviyesi ve Hasan Şeyh zaviyesi şeyhkerinin Fatih dönemindeki görevleri bulundukları yerleşim birimi toplumsal ve ekonomik açıdan şenlendirmek ve canlandırmak olmuştur. Nüfusu bulundukları bölgeye toplamaya çalışmışlardır. Bir gün Polatlı yakınlarında bulunan Basri Köy adından da anlaşılacağı gibi Basri Şeyh zaviyesi şeyhlerinin ne derece başarılı olduklarının bir göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır.143


Din bir toplum un yaşamında yönlendirici bir etki olarak her alan tesir eden bir etkendir. Sivrihisar ve çevresindeki yöresel giyinişe göz attığımızda bunu rahatlıkla görebiliriz. Kadın giyiminde basma ve pazenden yapılan ve bali uykunla büzülen günlük kıyafet şalvardır. Yaşlılar başlarına oyalı yazma ve tülbent sararlar. Sokağa çıkıldığında şalvarın üzerine iki parçadan oluşan peştamal alınır. Parçalardan biri bele sarılır,öbürü başa örtülerek çene altından tutturulurdu. Erkek giysilerinde ise potur kara kumaştan yapılırdı. Beli bol paçaları dardır. Üzerine el dokuması gömlek ve sırma işlemeli cepken giyilirdi. Bele poçu veya acem şalı sarılırdı. Fes, sarık, takke, kalpak ise başa giyilen giysilerdi 144.
avatar
kaymazbeldesi
SİTE ADMİN
 SİTE ADMİN

Erkek
Mesaj Sayısı : 856
Yaş : 27
Bulunduğu Yer : Eskişehir
Ad Soyad : Berkhan AKALIN
Aldığı Puan : 18
Kayıt tarihi : 28/08/06

Kullanıcı profilini gör http://www.kaymazbeldesi.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: TARİHTE SİVRİHİSAR

Mesaj tarafından kaymazbeldesi Bir Cuma Ekim 27 2006, 21:20

B- Dinsel Kurumların İnsan Öğeleri:

Anadolu'da İslamiyet namına imar ve iskan faaliyetleri Selçuklular döneminde başlamıştır. Bununda öncülüğünü İzzettin Mesut yapmıştır. Onun zamanında imar faaliyetlerinin temelleri atılmıştır.


Sultanın askeri ve siyasi başarıları ve yerleşik hayata geçiş süreci bu faaliyetleri hızlandırılmıştır 145.


Bunların yanı sıra birçok tasavvuf ve tarikat mensupları da Anadolu'ya tebliğ amacıyla gelmişler ve burada kurumlar açmışlardır. Bir çok tarikat zaviyesi kurulmuştur.


Amaçları Allah'ın rızasını kazanmak olan bu tarikatların mensuplarına "sufi" adı verilmektedir. Sufilerin bir araya geldikleri yerler tarikatlarına ait zaviyelerdi. Bunların başında şahsa "şeyh" adı verilir. Şeyhin öğrencileri ise "mürit" lerdir. Bir medresede müderris ne ise dergahta da şeyh olur. Şeyh nasıl ki müderris öğrencisiyle akıl cihetiyle izahta bulunursa o da aynen müridiyle ruh yönüyle ilgilenir. Tarikatın kurucusuna "Pir" adı verilir. Şeyh, manevi olarak Pirin vekili dolayısıyla da tarikatın ve zaviyenin yaşayan, yöneten idari ve manevi önderidir. Tarikat mensubu olan sufiler ya da diğer bir tabiriyle dervişler şeyhin denetiminde "sülük" adı verilen mertebeden geçerek tarikat içinde ilerlerler. Bunlar dış dünyadan arınmış eğitilmeye talip olmuş gönül erleridir.


Tarikat denince akla ilk gelen tekkelerdir. Buralar dervişlerin içinde yaşadığı gelen konukların bedelsiz olarak misafir edildiği ve kurallara uygun olarak törenlerin yapıldığı yerlerdir. Tekkede dervişler arasında tam bir iş bölümü vardır. Şeyh bu işleri organize eder.


Selçuklular devrinde Moğol istilası sırasında tarikatlar ve bunlara müntesip dervişlerin sayılarında büyük bir artış görülmüştür. Bunda zorunluluğun getirmiş olduğu birleşme ihtiyacı etkili olmuştur.

Anadolu'nun çeşitli yerlerinde kullanılan b u tasavvufi kurumlar bölgenin İslamlaşmasında önemli rol oynamışlardır. Bu oyunun baş rolünde dervişler ve veliler yatmaktadır. Bunlara halka mâl olan menkıbe ve hikayeleri halk için birleştirici yerleri bu kurumların etrafında boy göstermiştir.


Bu kurumların insan öğesi olarak dervişler bir taraftan insanları kendi taraflarına çekerken diğer taraftan fetihler ile genişleyen topraklarda yayılma ve özümsene politikalarını devam ettirmişlerdir 146.


Kentlerde yer alan bir diğer kurumda "Fütüvvet" teşkilatı idi. Ancak bu teşkilat ile ahilik teşkilatı karıştırılmamalıdır. Ahiler fütüvvetnamelerindeki ahlak ve iyi toplum kurallarını benimsemiş olmakla beraber, bir sanat ve meslek sahibi olmayan kişi fütüvvet ehli olabilir ama ahi olamaz. Fütüvvet teşkilatının saygın bir üyesi aynı zamanda kentin yönetimine de katılıyordu 147.


Cami ve mescitlerde görev yapan din adamlarına göz atacak olursak, başlıcaları imam, müezzin, hatip ve hafızlardır. Kentlerde yeni yeni cami ve mescitler Faliyete geçince din görevlerine ihtiyaç belirmekte ve menşurlarla atanmakta idiler. Her camam ve müczzin bulunuyordu. Hatipler atandıkları camilerde hutbe ve vaaz veriyorlardı. Kentlerdeki hatiplerin sayısı ile oradaki ulu camilerin sayıları arasında doğru orantı vardır.


Hafızlara gelince Kuran'ı ezbere bilmenin ötesinde güzel ve eğitimli bir sesle okumaları gerekiyordu. Sarayda devamlı bulunan hafızların yanı sıra sultanla savaşlara giren hafızlar da vardı. Bazı büyük camilerde görevli olan hafızlar olsa da bunlar genellikle tekkelerde görev yapıyorlardı.


Mescit imamları ise Ulu cami imamlarından farklı bazı görevler yapıyorlardı. onlar mescidin bakım ve onarımıyla ilgileniyor ve bu konuda mahalle halkı ile dayanışma içinde bulunuyorlardı.

Zaviye ve tekkelerde bulunan personel dini görevlerini ve hizmetler olarakikiye ayrılıyordu.


Dini görevliler, şeyh dervişler vindhan (vind okuyan) zahir, (zikir yaptıran), kelimey-i tevhidan, aşirhan, imam ve müezzinden oluşuyordu.

Hizmetliler, tabbah (aşçı), helvacı, vekilhavvab, kayyim (bakıc), ferraş (hizmetçi), çerağ (aydınlatıcı) gibi görevlilerden oluşuyordu. Bunlardan başkatekke ve zaviyenin durumuna göre katip, hatip, türbedar, habbaz (ekmekçi), kase şuy (bulaşıkçı),asyabi (değirmenci) de bulunuyordu 148.


Tarikatlara ait zaviyelerin yanı sıra ahilerin kurmuş olduğu zaviyelerde vardı. Sanat kollarının üyeleri arasında gelir düzeyi meslek ahlakına güvenilen ve geçleri yönlendirip yönetebilecek niteliklere sahip olan bir kişi, üyeler tarafından şeyhi"Ahi Baba" sı seçiliyordu. Ahi Baba, yemek, çırak, kalfa, usta hiyerarşisine dikkat ederek gençlerin mesleği en iyi şekilde öğrenmesine ve bütün üyelerin birbirini sayıp sevmesine gayret ediyordu. Bu ilişkiler mesleki temellere oturuyordu. Ahi Baba lider konumunda olduğu için toplayıcılık özelliği de çok önemli idi ki, bu görev sosyal ekonomik her türlü konuyu kapsıyordu.


Ahi Baba tarafından kurulan "Ahi Laviyeleri" mesleğe mensup üyelerin toplantı yeri idi. Esnaf ve sanatkarlara işyerinde yapmak, çırak, kalfa ve usta hiyerarşisi içinde mesleğin inceliklerini öğretilirken akşamları toplandıkları ahi konuk ağırlama salonlarında yani zaviyelerde ahlaki ve terbiyevi eğitim veriliyordu. Gün buyu kol gücü ile çalışan gençler konuşmak, giyinmek, yemek içmek, alış-veriş yapmak misafir kabul etmek, misafirliğe gitmek konularında, ve en önemlisi dini konularda eğitiliyorlardı.


Ahi zaviyeleri toplantı yeri olmakla beraber üyeleri için aynı zamanda kutsal sayılıyordu. Zaviyeyi kuran Ahi Baba'nın bunları göz önüne alarak binaya ve iç donanımına özen göstermesi gerekiyordu.

Zaviyeler ne kadar sade görünürse görünsünn bu o zaviye üyelerinin gelir düzeyinin düşük olduğunu gösterir bir neden değildi.149


Kısacası kurumlarda çok çeşitli gruplardan çok çeşitli görevler ile tavzif edilmiş ve bunların denetiminden atanmasına kadar bir çok meselenin gerçekleştirildiği zengin bir insan öğesi bulunmaktaydı.


Dinsel Kurumların Ekonomik Yapıları:


Kurumların ekonomik yapıları ile vakıfların yapılarını arasında tam bir doğru orantı vardır. Selçuklularda ve Osmanlı devleti de vakıflar çok gelişkin ve yaygındı. Ve toplumsal bir çok hizmet bu vakıflar aracılığıyla yani vakıfların sağladığı finansman ile yapılıyordu. Vakıf Arapça'da durmak , alı koymak anlamına gelir. İslam hukukunda vakıf hukuki bir akid olup onunla bir kimse Allah'a olma gayesiyle menkul ve gayri menkul mülkü veya emlakini dini, hayri veya sosyal bir gaye için sonsuza kadar tahsis etmektedir


Hayra ve iyiliğe yönelik davranışlar bütün dinlerde sevaplı kabul edildiğinden vakfın bütün dinlerde özel ve değerli bir yeri vardır. Bu yönü, vakfa dokunulmazlık özelliği verilmiştir.


Vakıfta esas, iyilik ve hayır fikirlerinin sonsuz olmasıdır. Bu nedenle vakıf sahiplerinin ölümlerinden sonra isimlerinin yüzyıllarca anılması için kamu yararına eserler yaptırarak bunların güçlü ve sürekli olması için gelir kaynaklarını bu eserlere vakıf haline getirmişlerdir.


İslamda vakfedilen mülk, kişisel mülk olmaktan alınmakta Allah'ın mülkü hükmüne getirilerek toplumun hizmetine sunulmaktadır.


Anadolu'da İslami vakıfların kurulması ülkede Müslüman nüfus ve kültürünün yerleşmesinden sonra başladı. Selçuklu devrinde kamu yararına kurulan vakıfların ağırlığı cami medrese, hastane ribat, kervansaray ve zaviyelere aitti.

Vakıflar kentte önemli hizmetlerin finans kaynağı olduğu gibi sermaye birikiminin gerçekleştiği kurumlardı. Kamu yararına tahsis edimiş eserlerin geliri ise vakıf haline getirilen han, çarşı, fırın, değirmen, bozahane gibi yerler ve Pazar yerlerinden sağlanıyordu. Bazı hallerde mülk olan çiftlik, tarla, bağ, bahçe hatta köy vakıf haline getirile biliyordu. Kentlerin gelişmesinde kente hizmet veren kamu yapılarına gelir sağlaması nedeniyle vakıf kurumunun önemi çok büyüktür.


Sivrihisar'daki bazı kurumların vakıf gelirleri ile devamlılıklarını sürdürdüklerini dair şu örnekleri verebiliriz. Mesela Kethüda mahallesi mescidi için meydana yalan bir yerde Takyacılar içinde iki dükkan ve kentte Seydi hamamının mukataasından 150 akçe meccid imamına vakfedilmiştir.mescidin müezzinine ise Demircilerde iki dükkan vakfedilmiştir. Yine Seydi Nureddin zaviyesi için 1465 tarihli Kirmastı defterine göre şehir hamamının haracından hisse, şehrin yakınında on mudluk bir pare yer, Yusuf Viran köyünde dört mudluk iki pare yer ve Tutluca köyünde üç pare bağ geliri, toplam yüz akçe kadimden zaviyenin vakfıdır. Kayalu mescidi için de Ekizcek köyünde oturan 25 hanenin ödediği vergi ve gallenin toplamı 3700 akçe Kayalu mescidinin imam, müezzin ve onarım harcamaları için tahsis edilmiştir. Fatih Sultan Mehmet 1465'te vakfın Mevlana Muhyeddin 'un tasarrufunda olduğunu onaylamıştır. Daha sonra Ahi Mustafa tasarruf etmeye başlamıştır.1486 İbrahim Veledi Mehmedi Fatih 1521'de Lutfullah Veledi Kutbeddin imam olarak vakıf gelirinden yararlanıyordu. 1486'da Mustafa bin Ahmed vakfı yönetiyordu.1521'de ise imam Mevlana Lutfullah Veledi Kutbeddin padişah beratı ile vakfı yönetmeye memur edilmiştir.150


Bu ve buna benzer dini kurumların ekonomik açıdan devamının vakıflara bağlı olduğuna dair örnekler çoğaltılabilir. Ancak ahilerin açmış oldukları kurumlarda ufak bir farklılık vardır. Ahiler kurdukları zaviyelerin masraflarını herhangi bir vakfa bağlamıyorlardı onlar kazandıkları paralardan bir kısmını zaviyenin ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla buraya hibe ediliyorlardı. Zaten ahilerde aşını kazanç arzusu kesin olarak yasaklanmıştı.


Ahilerin kazandıkları paralardan bir kısmını verdikleri Orta sandığının sermayesi, teberrular (Ahi esnafı) çıraklıktan kalfalığa geçen ve kalfalıktan ustalığa yükselenlerin ustalara verdikleri paralar, muayyen zamanlarda esnaflardan alınan aidat ve her malın satışından alınan yüzdelerden meydana geliyordu.151
avatar
kaymazbeldesi
SİTE ADMİN
 SİTE ADMİN

Erkek
Mesaj Sayısı : 856
Yaş : 27
Bulunduğu Yer : Eskişehir
Ad Soyad : Berkhan AKALIN
Aldığı Puan : 18
Kayıt tarihi : 28/08/06

Kullanıcı profilini gör http://www.kaymazbeldesi.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: TARİHTE SİVRİHİSAR

Mesaj tarafından BİRSEN Bir Paz Ocak 20 2008, 11:47

teşekkürler berkhan abi saol :.:bravo:.:
avatar
BİRSEN
Kaymazlı Forum Geliştirici
 Kaymazlı Forum Geliştirici

Kadın
Mesaj Sayısı : 865
Yaş : 22
Bulunduğu Yer : ESKİŞEHİR
Ad Soyad : BİRSEN
Aldığı Puan : 0
Kayıt tarihi : 12/07/07

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: TARİHTE SİVRİHİSAR

Mesaj tarafından ERKAN KOCAMAN Bir Paz Ocak 20 2008, 17:36

TşkrLer guzum Smile
avatar
ERKAN KOCAMAN
Kaymazlı Moderatör
 Kaymazlı Moderatör

Erkek
Mesaj Sayısı : 821
Yaş : 24
Bulunduğu Yer : EsKiŞeHiR-KaYmAz
Ad Soyad : ErKaN KoCaMaN
Aldığı Puan : 0
Kayıt tarihi : 22/03/07

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: TARİHTE SİVRİHİSAR

Mesaj tarafından VEYSEL UYAR. Bir Paz Ocak 20 2008, 18:45

teşekkürler berkhan
avatar
VEYSEL UYAR.
ADMİN YARDIMCISI
 ADMİN YARDIMCISI

Erkek
Mesaj Sayısı : 1405
Yaş : 28
Bulunduğu Yer : KAYMAZ SİVRİHİSAR ESKİŞEHİR
Ad Soyad : VEYSEL UYAR
Aldığı Puan : 3
Kayıt tarihi : 06/09/07

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: TARİHTE SİVRİHİSAR

Mesaj tarafından kaymazbeldesi Bir Paz Ocak 20 2008, 20:30

Rica Ederim. Ama siz ekleniş tarihine baktınız mı hiç? Rötarlı oldu. Very Happy
avatar
kaymazbeldesi
SİTE ADMİN
 SİTE ADMİN

Erkek
Mesaj Sayısı : 856
Yaş : 27
Bulunduğu Yer : Eskişehir
Ad Soyad : Berkhan AKALIN
Aldığı Puan : 18
Kayıt tarihi : 28/08/06

Kullanıcı profilini gör http://www.kaymazbeldesi.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: TARİHTE SİVRİHİSAR

Mesaj tarafından hasn26 Bir Paz Şub. 17 2008, 09:51

teşekkürler berkan güzel paylaşım
avatar
hasn26
Yarbay
 Yarbay

Erkek
Mesaj Sayısı : 553
Yaş : 26
Bulunduğu Yer : ESKİŞEHİR
Ad Soyad : HASAN ERSÖZ
Aldığı Puan : 6
Kayıt tarihi : 30/12/07

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: TARİHTE SİVRİHİSAR

Mesaj tarafından Sponsored content


Sponsored content


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz